Mustafa Cahit

Hayatın Anlamı Var mı?

İnanç ve duygu dünyasını kendi aklî-mantıkî-kalbî çerçevesinden değil de başka insanlar, kurumlar, birtakım kapalı veya kamusal yapılar üzerinden şekillendiren insanın, bugün veya yarın yahut öbür gün hayal kırıklıkları yaşayarak kendisine emanet olarak verilmiş hayatın pusulasını, anlamsızlığın derin ve karanlık dehlizlerinde kaybedeceğinin mukadder olması şüphesiz kaçınılmaz bir son. Bu durumun örnekleri etrafımızda pek yaygın. İhlaslı, iyi niyetli, samimi bir mürit için şeyh efendisinin dünyasında kendi benliğini anlamsızlaştırarak eritmesi; hayatının anlamını oy verdiği siyasi partinin liderini kutsallaştıran sıradan bir vatandaşın, pek sevgili liderinin aslında o kadar da mübarek ve iyi niyetli olmadığını anlamasıyla tuzla buz olan gönül dünyasının hâl-i pür melali; geleneksel yapılara düşmanlığı -hadi mesafesi diyelim- ile bilinen devrimci sivil toplum önderlerinin en kritik noktalarda sergiledikleri ve en radikal gelenekçi yapılara bile şapka çıkarttıran statükocu yaklaşımları… vesaire… Ne yazık ki bu ve benzer gerekçelerle yaşanan manevi yıkımlar, hayran olduğu şarkıcının aslında beş para etmez biri olduğunu anlamasıyla atarlanan ergenin üç gün sonra unuttuğu depremlere pek benzemiyor doğrusu.

İhlasla manevi bir kapıya bağlanan genç mürit, nasıl hayatın anlamını çözdüğüne dair kesin bir inanca sahipse sadece siyasi-politik saiklerle duygu dünyasını şekillendiren kişi de yaşadığı ilk hayal kırıklığında sadece siyasi görüşünü, liderlerini değil hayatını da sorgulamaya başlıyor ve sonunda belki de üç beş yıl öncesinde acımasızca eleştirdiği insanların safına savrulabiliyor. Bu kadar da değil… Kurduğu ilişkilerin tamamen çıkar ilişkisine dayandığını kendisine bile itiraf etmekten çekinen insanlar, yaşadıkları zihinsel kargaşa nedeniyle neye nasıl inanacaklarını da bilemiyor; anlamsızlığın gayya kuyusuna yuvarlanıyorlar.   

Buraya kadar anlattığımız ve çevremizde maalesef çokça gördüğümüz sorunların başlıca iki nedeni olduğunu düşünüyorum:

·       Kişinin, manevi dünyasını kendisine bahşedilen potansiyelle zenginleştirmek yerine kolaya kaçarak başkaları üzerinden şekillendirmeye çalışması.

·       İlişkilerinde mutlaka karşılık beklentisi içinde olması. Öyle ya büyüklerimiz neredeyse her zaman win-win (kazan-kazan) demiyorlar mı?

Her adımını rasyonalitenin kalın ve somut çizgileri içinde atmak zorunda hisseden bir insan nasıl olur da karşılıksız sevmenin, fedakârlık yapmanın, diğerkam olmanın, gerçek manada dost olmanın hayata anlam katacağına inanır ki? Esas itibarıyla akıl ve bilimi tek rehber olarak benimsediğini söyleyenlerin de çok samimi olmadıkları bu topraklarda da yaşanan ve garp ufuklarından çıkan ateşin üç yüz yıldır dünyayı sarma tecrübesiyle sabit.

Kaldı ki bizler bireysel travmaları, toplumsal çarpıklıklarla iç içe geçince belleği çağrılarına cevap veremez hale gelen bir topluma dönüştük ve kaçınılmaz olarak toplumsal bir hafıza kaybı yaşadık, yaşıyoruz. Öyle bir hafıza kaybı yaşıyoruz ki hem bireysel hem toplumsal davranışlarımıza bakarsanız hâlâ Orta Asya’nın bozkırlarında at koşturan göçebeleriz fakat her şeye rağmen her şeyin en iyisini biz biliyoruz, en zeki insanlar biziz, Müslümanlık bile en iyi bu topraklarda yaşanıyor. Ölçtük, tarttık, biçtik, bu sonuca ulaştık. (!)

Hasılı kelam, yaşadığımız ve bizi dört bir yandan çevreleyen bu fanatizm, rasyonalite iddiamızın içinin pek de dolu olmadığını, birtakım zayıflıklarımızı gizlemenin ve bir türlü anlam yükleyemediğimiz hayatımızı başka bir türlü gösterme çabalarının bir aracı olarak kullandığımızı gösteriyor aslında.

Yoksa, “şeyhim 14 milyar yıl ne çabuk geçti / yaş kırk oldu kırklara karışamadım / ben defterden sildim ölümsüzlüğü / şeyhim kâinata alışamadım.” diyen şair bizim aradığımızı buldu da sessiz kalmayı mı tercih etti? Bilemiyorum. Gelinen noktada Nisa 136’da ifade edilen “Yâ eyyuhelleżîne âmenû âminû” sırrının peşine düşmenin gereğine dikkat çekmek istiyorum.

Okuma Önerileri:

1.     Erol Göka, Hayatın Anlamı Var Mı, Kapı Yayınları, 2021

2.     Erol Göka, Türklerin Psikolojisi, Kapı Yayınları, 2021

3.     Erol Göka, Türklerde Liderlik ve Fanatizm, Timaş Yayınları, 2009

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri

    Bu yazarın başka makalesi yoktur.