ERDAL ERGENÇ

Mesele Mustafa Kemal değil, Kemalizm…

Mesele Mustafa Kemal değil, Kemalizm…

80’li yıllarda henüz çocuktum, o yılları tam hatırlamamakla birlikte 90’lı yılların şiddetli soğuğunu, zihinlerimizi donduran sert rüzgârlarını çok iyi hatırlıyorum. Gizli kapaklı örgütler, içine kapanık cemaatler, PKK, Milliyetçilik, Solculuk, Alevilik, Radikaller, Fundamentalistler ve bunun gibi onlarca ayrıştırılan, ayrıştırılmakla kalmayarak ellerine birbirlerini hunharca dövecekleri anahtar kelimelerden oluşan silah niteliğindeki ufak fikirler verilen sosyolojik topluluklar. Bunlar birbirlerini o kadar iyi dövüyorlardı ki, inanın görseniz en iyi devleti kuracak, yönetecek ve sürekliliğini sağlayacak hatta bir medeniyet oluşturacak kadar iddialı ve inatçı idiler.

Hayır hayır! ben fikriyat temelli mücadeleleri kötülemek, onları tukaka olarak belirtmek istemiyorum elbette. Ancak sonradan anlıyor ve görüyoruz ki, bu sosyolojik topluluklar birileri tarafından (bu hengameyi ranta dönüştüren, devlet içinde dengeleri rahatça değiştirmeye çalışan ve puslu havada yaptıkları kirli pasaklı işleri saklamaya çalışanlar) planlı bir şekilde desteklenmiş, pohpohlanmış, işleri bitene kadar sürdürülebilirliği sağlanmış. Benim eleştirdiğim konu, bu amaca teşne olanların düştüğü haldir.

Hepsinin yanında, Devletin o ağır, şefkatten uzak ve soğuk yüzünü pekiştirmek için kullanılan araçları eleştiriyorum bir de. Mustafa Kemal, dünyayı parsellere ayırmış bölüşmek için savaşan çakalların arasında yeni bir öngörü ile (bu öngörünün içi çok derin, uluslararası ilişkiler, verilen ve alınan tavizler vs) Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuş ve bu devletin temel taşlarını oluşturan ilkeleri net bir şekilde ortaya koymuştur.

Yeni kurulan devletin uluslararası siyasetini, düşmanlarının gücünü hesaba katarak hem bağımsızlığından vazgeçmeyecek hem de topraklarını korumak güdüsü ile şekillendirdiğini düşünüyorum.  Ağır bir hastalık geçiren kişinin, kendisini tedavi edecek ilaçların, bünyesine vereceği zararları göze alarak bu ilaçları kullanmasına benzetiyorum o anki konjonktürel durumu.

Olan oldu, yapılanlar geçmişte kaldı demek isterdim ancak o bünyemize kabul ettiğimiz ilaçlar var ya? işte o ilaçlar, hiç de iyi niyetli ilaçlar değilmiş. Toplumun yüzyıllardır bir arada kalmasına ve büyük bir medeniyet oluşturmasına sebep olan paradigmaları değiştirmek kastıyla hareket ettiğini, sinsi bir virüs gibi tüm vatan sathına yayıldığını, kendisine karşı çıkan her hücreyi etkisiz hale getiren ve hatta etkileri yıllar sonra bile zar zor anlaşılabilecek bir değişimin, dönüşümün müsebbibi imiş.

Mustafa Kemal, temelleri Kur’anı Kerim’den alınmış ilkelerle atılmış bir devlet kurmak istememiş olmasına ve hatta Kur’anı Kerim hakkında “gökten indirildiği sanılan kitapların doğmaları” şeklinde ifadeler kullanarak niyetini ortaya koymuş bir lider olarak Kemalizm’in nüvelerini devlet otoritesinin içine serpiştirmiştir.

Kendisinden sonra gelen liderler Kemalizm ideolojisini sürekli geliştirmiş, toplumun kılcallarına ulaşması için her türlü yolu denemişler… Bu uğurda ne canlar idam sehpalarında sallanmış, ne canlar kanlarını toprağa salmış ne canlar hapishanelerde çürümüş ve ne canlar bu zorunlu değişim-dönüşümün baskısı altında ezilmiş, sinmiş ve kaybolmuşlardır.

Yaşadığımız zamanda da aynı psikolojik, sosyolojik, politik, siyasal her yol denenerek bu baskı ve sindirme uygulamaları devam etmekte. Öyle ki İmam Hatip Okullarında bile Kemalist eğitim uygulamaları devam edegelmektedir. Muhafazakarlığı ile (ne demekse) nam salmış Kayseri’nin en mazbut, en naif mahallelerinden birinde yaşanan, sonrasında birçok okulda da aynı etkinliklerin yapıldığını öğrendiğim ve Pagan kültürünü anımsatan görüntüleri gördüğümde şok oldum resmen.  Yukarıda ulaşılmaz, kutsanmış bir tanrı ve o tanrıya, ilkelerle bağlanmış kullarının secde görüntüleri, hem de bir İmam Hatip Okulunda.

Her ne isimde olursa olsun, her ne seviyede olursa olsun herhangi bir okulda sergilenmiş olsa da, bu görüntüler, nefeslerini bile kontrol edemeyen, ölümlü, kusurlu, eksik varlıklara tapınmanın, secde etmenin, kutsamanın insan aklı ile bilim ile dalga geçmekten başka bir açıklaması yoktur bence.

Aslında Kemalizm’in, zihnimizin kılcallarına kadar nasılda işletildiğinin en net göstergesidir bu yaşananlar. Çünkü Kemalizm İdeolojisinin bu ritüellerini çocuklara yaptıranlar; Müslüman olduklarını iddia eden ve İmam Hatip Okullarında öğrencilerine İslam’ı ve prensiplerini öğreten öğretmenler. Bu ritüelleri gerçekleştirmeleri için izin veren Müdürler de yine aynı Müslüman hassasiyetinde olanlar. Ancak ne hikmetse, nasıl bir eziklik, nasıl bir sindirilmişlik ise yapmak zorundasınız, yapmazsanız işlerinizden aşınızdan olursunuz diyen yokken bile Allah’tan korkmadan, Peygamberinden utanmadan çocuklarımızın tertemiz dimağlarına Kemalizm’i enjekte etmekten imtina etmiyorlar.

Çocuklarımızı ne kadar dış etkenlerden (dış etkenler derken, Liberal, Kapitalist ve dahi Kemalist ideolojilerin etkilerinden bahsediyorum) korumak için, Müslüman hassasiyeti ile düşünüp davrandıklarını bildiğimiz kişi ve kurumlara temiz ve saf bir eğitim alma saiki ile versek de, maalesef “kraldan çok kralcılık” yapıp bu ideolojilerin propagandacıları gibi davranıyorlar.

Allahtan korkun yahu, bu çocuklar geleceğimiz.

Bilinçli ebeveynler bu ve her türlü ideolojiye karşı evde çocuğun zihinsel yapısını düzenlerken, çocuklarımız bu eğitim sisteminin içinde savrulup gidiyorlar.

Şirkten, hırsızlıktan, liyakatsizlikten, her türlü şehvet ve ahlaksızlıktan uzak tutmamız gereken çocuklarımızı, maalesef okul koridorlarında bu meziyetlerden uzaklaştırarak, dezenformasyona ve dolayısıyla en küçük olumsuz bir etkiye karşı korunaksız ve güçsüz bırakıyoruz. Bu çocuklar büyüyüp öğretmen, mühendis, doktor vs oluyorlar. Her geçen gün iyileşmesi, kalitesinin artması gereken nesiller, daha bir sorumsuz, umarsız ve medeniyetimize uygun olmayan bir ahlaki seviye ile ortaya çıkıyorlar. Elbette aralarında örnek alınacak, tertemiz, pırlanta gibi çocuklarımız var ama maalesef genel görüntü bu. Yaşadıklarım, gördüklerim, izlenimlerim bunu doğruluyor…

Müslüman bireyler olarak maiyetimiz altında bulunan çocuklarımızdan ilk önce ebeveynler olarak bizler sorumluyuz. Her çocuğun ilk öğretmeni anne ve babası olmalıdır ve bu öğretmenlik ölene kadar bitmemelidir. Gerek öğretmenler, gerek imamlar, gerekse ebeveynler olarak her Müslüman birey, bu bilinç düzeyinde olursa ancak gelecek nesilleri “samimi” Müslümanlar olarak yetiştirebiliriz.  Müslümanlar olarak kaybettiğimiz özgüveni, onuru, şecaati bulmak ve bunlara sarılmak durumundayız. Bu sinmişlik, eziklik, bilgisizlik ve özgüvensizlik en çok onların işine geliyor.

Tüm alemlerin yaratıcısı, yarattığı her canlının rızkını ve hayatını elinde bulunduran, eşi ve benzeri olmayan, doğurulmayan ve doğurmayan, Tek İlah Allah CC. insanoğlunun yaşayacağı dini şekillendirmiş ve bu dini, bu yaşayış şeklini İslam olarak adlandırmıştır. İnsanoğlunun kalbi ancak İslam’ı yaşadığı zaman mutmain ve mutlu olacaktır. İslam zaman ve mekan ile sınırlandırılmayacak bir değer olarak biz Müslümanların elinde iken neden toplum mühendislerin ürettiği ideolojilere karşı güçsüz ve bitkiniz.

Hele bir miskinliği bırakın, kendinize gelin. Çok mayıştıysanız elinizi yüzünüzü İslam’ın hayat pınarından bir yıkayın da gelin…

                                                                                                                                             Erdal ERGENÇ
                                                                                                                                           26 Rebîulâhir 1444
                                                                                                                                                   KAYSERİ

2 Yorum

Nurullah Koçyiğ

Nurullah Koçyiğ

24 Kasım 2022
Erdal Bey, elinize, yüreğinize sağlık. Müslüman nesil yetiştirmek için tevhid ehli hocalar gerekir.Gerek MEB gerek özel sektörde tevhid hassasiyeti olan öğretmen sayısı yüzde on bile değil iken muvahhid nesil inşa etmenin malesef hayalden öteye geçmeyeceğini düşünüyorum.

Naciye Gürbüz

Naciye Gürbüz

25 Kasım 2022
Elimizi yüzümüzü yıkamak artik kurtarmaz damarlarımızdaki kanı islâm pınarı ile yıkamamız lazım.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri