MÜFİT FURKAN

Şehri karış karış dolaşmıştım bir vakit...

Şehri karış karış dolaşmıştım bir vakit...

Şehri karış karış dolaşmıştım bir vakit.

Güzel ahlak ve iyilik topluma hâkim olmuş, kötülükler, hileler, yalanlar, fitne ve fesad ortadan kaybolmuştu. Pazarlarda çürük sebze/meyve veren esnaf bulamamıştım mesela. Oto sanayide gereksiz parça değiştiren bir tane bile usta yoktu. “Komşum henüz siftah yapmadı, ondan alsan Abi?” diyordu çarşıdaki esnaf. Dairesini ihtiyacı olanla paylaşabilmek için ”onu kırmadan nasıl daha ucuza kiralarım” diye dertlenmişti mülk “sahipleri”. Tüm memurlar mesailerine riayet ediyorlardı ve yöneticiler istisnasız liyakatle atanmıştı. Kamuda adam kayırmacılıktan zerre eser kalmamıştı. Sokaklarda, kimse kimsenin karısına, kızına yan gözle bakmıyor, sürücüler kurallara harfiyen riayet ederken birbirlerine son derece saygılı davranıyorlardı. Yerlere tüküren bir adam olmaz mı? Yoktu(!) Kimsenin ağzından kötü söz çıkmıyordu. Eğitimde çağ atlanmış, üniversitelerimiz hemen her gün insanlığa faydalı onlarca bilimsel projeyi bir bir hayata geçiriyorlardı. Talebeler sadece dersindeydi; ilkokuldan üniversiteye tek kaygı ilim olmuştu. Kimse çok paranın derdinde değil, herkes helal lokmasının peşindeydi. Kahvehanelerde aylak aylak oturan bulamamıştım, üç beş müdavimi varsa onlar da derin ilmi sohbetteydiler. Hepsi bir yana hırsızlık bitmişti ya hu. İçki ve kumar? Haşa. Uyuşturucu? Yok canım, daha neler? Silahlar susmuş, mafyalar bitmişti... Siyaset mi? Yalansız, tarafsız, objektif bir şekilde tamamen doğruluk ekseninde yapılıyordu.

Karış karış dolaşmıştım şehri bir vakit.

Gece birçok hanenin ışığı yanıyordu, teheccüdde idi ümmetin ekserisi. Camiler tıklım tıklımdı sabah namazında. Cami dışında kalmamak için erken gitmek lazımdı azizim. Namaz çıkışı dağılmıştı herkes rızkı için; kimi belediyeye, kimi hastaneye, kimi okuluna, kimi tarlasına, kimi dükkânına... Besmele ile açılmıştı kapılar/kepenkler bir bir. Esnafından öğretmenine, talebesinden doktoruna herkes Kur’an ve Sünnet ışığında başlamıştı vazifesine, işinin simasında Allah’ın (cc) rızasını görebilme gayretiyle... Ve akşamında, hemen herkes O’nun (cc) rızasını kazanmış olabilmenin duasıyla dönüyordu hanesine.

Dolaşmıştım şehri karış karış bir vakit.

Tesettür hâkimdi yeryüzüne, sadece bedenler değil sözler, hal ve davranışlar, akıl ve fikir de iman ile sırlanmıştı. Parklar serseri gençliğin esaretinden kurtulmuş, birbirlerine kitap okuyan gençlerle dolmuştu. Musibet ve hastalıklara gönderenin hatırına sabır ve şükür ile mukabelede bulunan, aza kanaat eden, olduğu kadarıyla mutlu olabilen insanlar vardı. Zenginlerimizin tam verdiği zekât ile sadaka verecek fakir fukara kalmamıştı zaten. Memlekette suç işlenmez olunca Adliye binaları meslek edindirme kurslarına, hapishaneler okullara çevriliyordu. Üniversitelerde, gençliğin ebedi âlemi kazanması için konferanslar düzenleniyor, toplantılarda İslam‘ın inkişafının bilim, teknoloji ve sanata etkisi konuşuluyordu. “Milli” bir eğitim modeli benimsenmiş, her bir fende Allah (cc) ve Resulünü (sav) tanıyabilen talebelerle bilim, teknoloji ve sanatta dünyanın gıpta ettiği seviyelere çıkılmıştı. Yediden yetmişe şanlı tarihinin şuurundaydı her bir fert. İman ve cihat şuuruyla toplum olarak nasıl bir fetih ruhu, nasıl bir cenk iştahı, aman Allah’ım! Tutmasak hemen Kudüs’ü fethe çıkacaktı yarımız. İslam’ı yaşamak ve O’nun (cc) dinini yüceltmek tek gaye olmuştu toplumda.    

Evet, bir vakit şehri dolaşmıştım karış karış. Bir gece bir rüya vaktinde... 
Rabbim; “rüyamızı” gerçek eylesin. Âmin.

2 Yorum

Hüseyin Gökbeyi

Hüseyin Gökbeyi

17 Ocak 2023
Âmin... 🤲 Kaleminiz daim olsun

Müfit Furkan

Müfit Furkan

17 Ocak 2023
Teşekkür ederim. Allah (cc) razı olsun Hüseyin Bey.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri