MEHMET ALTUNTAŞ

ÇANAKKALE RUHU ve RACHEL CORRIE’NİN VİCDANI

ÇANAKKALE RUHU ve RACHEL CORRIE’NİN VİCDANI

Büyük devletler yalnızca sınırlarıyla değil, hafızalarıyla yaşar. Ve bazı tarihler vardır ki, sadece geçmişi anlatmaz; bugünü inşa eder, yarına yön verir. İşte Çanakkale Deniz Zaferi böyle bir tarihtir.

Osmanlı Devleti, emperyalist güçler tarafından kuşatılmış, dört bir yandan parçalanmak istenmişken; iman, azim ve vatan sevgisiyle tarihe altın harflerle yazılan destanlar ortaya koymuştur. 18 Mart 1915’te Çanakkale’de, 29 Nisan 1916’da ise Kut'ül Amare Zaferi ile bu millet, “yenilmez” denilen güçlere diz çöktürmüştür.

Çanakkale sadece bir savaş değildir; bir diriliştir. Yemen’den Kafkaslara, Balkanlardan Şam’a kadar uzanan geniş bir coğrafyadan gelen yiğitler, tek dişi kalmış canavara karşı göğsünü siper etmiştir. Bugün üzerinde yaşadığımız bu topraklar, o isimsiz kahramanların kanıyla yoğrulmuştur.

Kut’ül Amare ise çoğu zaman gölgede bırakılmış ama aslında Birinci Dünya Savaşı’nın en büyük hezimetlerinden birini İngilizlere yaşatmış bir zaferdir. Halil Paşa’nın komutasında, Charles Vere Ferrers Townshend ve birlikleri teslim alınmış; binlerce asker esir düşmüştür. Bu zafer, Osmanlı’nın sadece savunma değil, stratejik üstünlük kurma gücünü de göstermiştir.

Bugün bize düşen, bu zaferleri sadece anmak değil; anlamak ve gelecek nesillere aktarmaktır.

Ancak tarih sadece geçmişte yaşanmaz. Bugün de zulüm vardır, bugün de direniş vardır. Ve bazen bu direniş, bir milletin değil; tek bir insanın vicdanında vücut bulur.

İşte Rachel Corrie böyle bir isimdir.

2003 yılında, dünyanın öbür ucundan kalkıp Filistin’e giden genç bir kadın… Elinde silah yoktu, öfke yoktu. Sadece vicdanı vardı. Gazze’de, bir evin yıkılmasına engel olmak için bir buldozerin önüne geçti. Üzerinde fosforlu yeleği, elinde megafonu ile “dur” dedi zulme.

 

Ama zulüm durmadı.

16 Mart 2003’te, bir insanlık dramı yaşandı. Rachel Corrie, göz göre göre ezilerek hayatını kaybetti. O gün sadece bir insan ölmedi; dünya vicdanı bir kez daha sınavdan kaldı.

Ama aynı zamanda bir gerçek daha ortaya çıktı:

Zulüm küreselse, vicdan da küreseldir.

Çanakkale’de binlerce insan vatanı için can verdi. Rachel Corrie ise başka bir milletin çocukları için hayatını feda etti. Biri toprağını savundu, diğeri insanlığı…

Bu iki örnek bize şunu gösteriyor:

Adaletin milliyeti yoktur. Vicdanın sınırı yoktur.

Dün Çanakkale’de işgale karşı duranlar ne ise, bugün Filistin’de zulme karşı duranlar da odur. Tarih değişir, coğrafya değişir ama hak ile batılın mücadelesi değişmez.

Bugün 2026’dayız.

Dünya hâlâ güçlünün haklı sayıldığı bir düzenle sınanıyor. Ancak unutulmamalıdır ki; Çanakkale ruhu hâlâ diri, Rachel Corrie’nin vicdanı hâlâ canlıdır.

Eğer bir millet tarihinden ders alırsa, kolay kolay diz çökmez.

Eğer insanlık vicdanını kaybetmezse, zulüm sonsuza kadar sürmez.

Bu vesileyle;

Çanakkale’nin aziz şehitlerini rahmetle anıyor,

Kut’ül Amare’nin kahramanlarını minnetle yad ediyor,

Ve Rachel Corrie gibi insanlık için canını ortaya koyan vicdan sahiplerini saygıyla selamlıyorum.

Unutmayalım:

Tarih sadece kazananları değil, doğru tarafta duranları yazar.

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri