DR. OSMAN UTKAN

GÜÇLÜ KADIN

GÜÇLÜ KADIN

Hayatı boyunca “güçlü kadın” olmak istedi. Kadınların da en az erkekler kadar her konuda hayatın içinde olmaları gerektiğini düşünüyordu. Üniversite yıllarında bu fikirleri daha çok yerine oturmuştu. Mücadelesi, kadın hakları olacak ve feminist ideolojiyi savunacaktı.

Petronella Wyatt, İngiltere’de siyasetle iç içe olan entelektüel bir ailede dünyaya gelmişti. Babası İngiliz siyasetinde önemli bir figürdü. Muhafazakâr ve geleneksel değerlere bağlı bir kişilikti. Bayan Wyatt, baskın ve güçlü olan babasının gölgesinde büyümüştü. Babasına hem hayranlık duyuyordu hem de bağımsızlık arayışındaydı. Nitekim Wyatt babasını zeki, karizmatik ve zor bir karakter olduğunu defalarca dile getirmiştir.

Bu babasına yönelik iki yönlü duygu babasıyla mesafeli olmasını beraberinde getirmişti. Gerek siyasetteki yoğun temposundan gerekse karakteri gereği, kendi ifadesiyle, otoriter babasından yeterince sevgi de görmemişti.

Özellikle gençlik yıllarında kendi kimliği ile var olma çabası onu farklı fikirlere yönlendirmişti. Güçlü babanın gölgesinde olmayan “bağımsız güçlü bir kadın” olmalıydı. Bu nedenle bağımsız bir ses olması gerektiğini düşünmüştü. Aksi halde “babasının kızı” olarak onun mirası ile anılacak, babasının çevresiyle birlikte bilinecekti. Bu durum, özgürlük düşüncesiyle yanıp tutuşan Bayan Wyatt’a uygun değildi.

Güçlü kadın dediğin hiç kimseye, özellikle de erkeklere, ihtiyaç duymamalıydı. Bu yüzden çok çalışacak ve ayakları üzerinde durmak zorundaydı. Üniversite yıllarından itibaren gazetecilik yapmaya başlayan Wyatt, gerçekten kimseye ihtiyaç duymadan ve ayaklarının üzerinde kendi başına durmayı başarmıştı.

Bilinçaltında sürekli erkeklerle mücadele etmek zorunda kalan gazeteci yazar, alttan alta erkeklerden de nefret ediyordu. Bundan mütevellit erkeklerle kolay kolay anlaşamamış ve onlarla arkadaşlıkları kısa süreli olmuştu. Ki İngiliz başbakan Boris Johnson ile geçmişte yaşanıp biten ilişkisi de epey gündem olmuştu. Evlenme fikri ona çok uzaktı. Çevresinde onun gibi görüşleri paylaşan “güçlü kadınlar” vardı. Birbirlerinin halinden anlıyorlardı. Bu da onlara yeterdi.

O ve onun düşüncesinde kadınlar “Aman canım! Çocuk yapmak için evlilik mi yapılırmış.” diyerek anneliğin ve evliliğin bir yük olduğunu düşünüyorlardı. “Bir ömür erkek kahrı mı çekilir! Özgürce yaşayıp gidiyoruz işte, ne güzel!” diye de birbirlerini motive ediyorlardı. Birlikte seyahatler, eğlenceler ve kız kıza takılmacalar sürüp gidiyordu. Onlara hayatı özgürce hatta çılgınca yaşamak çok güzel geliyordu.

Hayat hep gençlikten ibaret değil nihayetinde. Bayan Wyatt ellili yaşlara gelince derin muhasebeler yapmaya başlıyor. Verdiği mücadelenin kendisine ve kendisi gibi kadınlara verdiği zararları sıklıkla düşünmeye başlıyor. “Güçlü kadın” olayım derken ne kadar güçsüzleştirildiğini; feminist ideallerin kendisinden kadınlık haklarını ve kadınlığını aldığını fark ediyor.

Konuya ilişkin pişmanlıklarını kaleme alan yazılar kaleme almaya başlıyor. Bu yazılarda dile getirdiklerinin hepsi birer ders niteliğindeydi. Yazılar, acı deneyimlerden yola çıkarak, birer uyarı olarak düşünülebilir. Damdan düşen birisi olarak, en fazla BayanWyatt’ın buna hakkı vardı.

Ellili yaşlarını geçmiş olduğu halde bekârdı, çocuğu yoktu ve oldukça yalnızdı. Feminizm, onu hayal kırıklığına uğratmıştı ve onun ifadesiyle, “kendi gibi olan bir nesli mahvetmişti.” Bu yıkımı artık arkadaşlarıyla Londra’da pencereye yakın bir masada uzun uzun tartışıyorlardı. Onların ortak noktaları iyi eğitim almış ve çalışan kadınlar olmasıydı. Asıl hepsinin ortak noktası ise hayatlarında dolması mümkün olamayan bir boşluğun olmasıydı. Evlenmemişler ve çocuk sahibi olmamışlardı.

Feminizmin kadınlara bu anlamda zararlı bir ideoloji olduğunu düşünen Bayan Wyatt feminizmi terk ediyor.  Aslında feminizm yapacağını yaparak onu terk etmişti. Bu zararlı ideolojiden dolayı milyonlarca kadın yuva kuramamış ve amansız bir yalnızlığa mahkum olmuştu.

Bu kadınlar ayakları üzerinde durmayı başarmışlardı ama çok ama çok yorulmuşlardı. En az bir erkek kadar güçlü olmayı da belki başarmışlardı ama artık her giden gün güçsüz olduklarını anlamışlardı. Kendilerine ait bir evleri de vardı ama kapılarını çalan kimse yoktu. Bindikleri çok iyi arabaları da vardı ama ona beraber binecekleri yakınları yoktu. Kimseye muhtaç olmadan yaşayacak kadar paraları da vardı ama paranın da bazı şeyleri satın almaya gücü yoktu . Günün sonunda acizlik ve yalnızlık kendisini çok acımasız bir şekilde gösteriyordu.

Wyatt, uzun yıllarca “Erkekler kadınları sömürüyor. Erkekler kadınlar üzerinde egemen olamaz. Erkek egemen anlayış kadınları zayıflatır.” gibi feminist düşünceleri kadınlara pompaladığını ve böylece kadınların erkeklere düşman kılındığını da vurguluyor. 

Çocuklar babalarının sırrıdır, derler ya gün geldi Petronella Wyatt da yaşadıklarından sonra, babası gibi geleneksel değerlerin önemli olduğuna ve bu değerlerin yaşatılması gerektiğini güçlü bir şekilde dile getirmeye başladı. Bu arada şunu belirtmekte fayda vardır: Geleneksel olan değerlerin bütünü kayıtsız şartsız haktır ve doğrudur demek, mümkün değildir. Ancak genel anlamda binlerce yıldır süregelen geleneklerin çoğunluğu iyidir ve güzeldir.

Petronella Wyatt’ın hazin hikâyesinden yola çıkarak Feminizm’in kadınlar başta olmak üzere toplumlar için faşizme dönüştüğünü ifade etmek yanlış olmayacaktır. Feminizmin geldiğimiz noktada, toplumun temeli olan aileye de büyük zararlar verdiğini söylemek mümkündür. Bu ideoloji insanlığı ifsat etmeye ve insanlığın kökünü kurutmaya yönelik kötücül ideolojilerden biri olduğu kanaatindeyim.

Bizim gibi Müslüman toplumlar için fıtrata uygun (yaratılış) bir ideoloji değildir. Değerlerimizde kadının anne olması en büyük payelerdendir. Erkek de babadır ve kadına düşman değildir. Erkek kadın için; kadın erkek için huzur vesilesi ve cennet sebebidir. Bizim anlayışımızda kadın ve erkek birbirine rakip değil; tamamlayıcıdır. Bu anlamda salt eşitlik mümkün değildir. Erkeğin yapması gerekenler; kadının yapması gerekenler yüce kitabımızda ve peygamberimizin sünnetinde belirtilmektedir. Kurtuluşun milli ve manevi değerlere sıkı sıkıya bağlanmakla geleceğini düşünenlerdenim.

 

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri