HAŞİM AKIN

BAŞA KAKMA!

BAŞA KAKMA!

 İnsanoğlu hem unutkanlığı ile tanınır. Hem de gereksiz şeyleri hatırlamakta mahirdir.

İrfan ehli bize aslında şunları öğretmiştir.

İKİ ŞEYİ UNUTMA!

  1. Allâh’ı ve
  2. Ölümü.

İKİ ŞEYİ UNUT!

  1. Sana yapılan fenalıkları
  2. Yaptığın hayır ve iyilikleri.

Uyarılar bu olsa da bazen sınırlarını aşar ve unutması gereken şeyleri unutamaz. Yaptığı bazı güzel şeyleri de unutmamakta mahirdir. Hatta bu unutmama bir süre sonra başa kakma gafletini de getirir.

Kur’an-ı Kerim, insanın anne- babasına “Öf!” bile dememesini ister. Onların yaptığını Allah hatırlatır. Çocukların ebeveynlerine karşı “Öf!” bile demeden hizmet etme, onların gönüllerini alma görevi vardır. Ancak ayeti kerimelerde ve hadis-i Şeriflerde, Allah Resulü ve Selef ulemasının uygulamasından da anne babaların çocuklarına karşı büyük bir beklenti içinde olup “senin için saçımı süpürge ettim, senin için gecelerimi heba ettim, öyleyse sen de bana…” diye bir cümle kurmasının önerilmediğini görüyoruz.

Her Müslümana yapması gereken görev ilahi bir ikazla hatırlatılır ama insanlar karşı karşıya getirilip de ilişikler zedelenmez.

 Bir Müslüman başka birine iyilikte bulunabilir. İyilik gören kimsenin buna teşekkür borcu, onun kişisel borcudur. Bunun karşılığında ondan hiçbir beklentide bulunulamaz.

Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde sırf insanlara gösteriş olsun diye mallarını harcayanlar gibi, başa kakıp eziyet etmek suretiyle sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Bu şekilde hayır yapan kimsenin misali, üzerinde biraz toprak bulunan kaygan bir kayanın hâli gibidir ki, ona şiddetli bir sağanak vurmuş da onu çıplak bir halde bırakmıştır. Böyleleri, yaptıkları hiçbir iyiliğin faydasını göremezler. Allah, kâfirler gürûhunu doğru yola ulaştırmaz. (Bakara 264)

 Böyle bir davranış bütün amellerini yok edip götürür. Geriye de hiçbir şey kalmaz. Çünkü Müslüman kendi ailesi, çocukları, anne-babası veya dışarıdan tanıdığı / tanımadığı bir başka insana karşı iyilik yapma standardını ayeti kerime belirlemektedir.

Bunca iyilikleri yaparken de, içlerinden derler ki: “Biz sizi yalnızca Allah rızası için doyuruyoruz; sizden herhangi bir karşılık, bir teşekkür beklemiyoruz.” (İnsan -9)

 Kedisine iyilik yapılanlar, karşılık olarak kendilerinden bir beklentiye sahip olmadığını bilmeliler.

 Bize “bir harf öğretene kırk yıl köle olacak” düzeyde bir saygı ve hürmet önerilir. Ama öğretmenlerin öğrencileri köle gibi görmesi yasaklanır. Yani tüm bu uyarılar nimeti görenler içindir. Nimetin elinden ulaştığı insanlar için böyle bir ekstra beklenti yoktur.

 İnsanoğlu niçin bir iyiliği başa kakma ihtiyacı duyar?  Her şeyi kendisinden biliyordur. Sahip olduğu nimetler onundur(!). Veren de kendisidir(!). Öyle olunca da beklenti içine girer.

İnsanın beşer sıfatı gözlerini tamamen buğular da bununla da yetinmez. Bir sonraki aşamada Müslüman oluşunu da başa kakar. Devr-i Saadet’te Allah resulünün (s.a.v) başına kakmışlar.

 "Müslim olmanızı bir lütuf gibi bana hatırlatıp durmayın! Tam tersine! Eğer doğru kimselerseniz sizi imana ulaştırmasından dolayı Allah size lütufta bulunmuştur! Müslim olarak sizler bana bir lütufta bulunmadınız! Müslim olarak sadece kendinize iyilik ettiniz. Yaptığınız iyiliği de lütuf gibi göstererek çöpe atmayın!" (Hucırat 17)

Bir Müslümanın kendi Müslüman oluşunu, kıldığı namazı, tuttuğu orucu, yaptığı ibadetleri Allah’ın veya başkasının başına kakma hakkı yoktur. İslam nimetine sahip olması, Allah’a ibadet edebiliyor olması asıl onun başına kakılacak çok büyük bir nimettir.  

Hadisi şerifler bize bir Müslümanın güzel amellerini vesile ederek dua etmesini övgüyle anlatmıştır. Burada Müslüman oluşu veya amelinden dolayı başkasını minnet altında bırakmak yerine o salih ameli yapabilme şükrü ve imkân verilmesine duyduğu minnet vardır.

 Hayatın akışında kendimiz unuturuz.

Geldiğimiz yeri unuturuz.

Görevlerimiz unuturuz.

Hassasiyetlerimizi unuturuz.

Yaptıklarımız az da olsa akla geliverir ve bahanesi ne ursa olsun hatırlatılır. “Ben başına kakmadım. Sadece bilsin istedim…” dediğimiz şeyler de öyledir.

Çocuklarımıza, öğrencilerimize, yanımızda çalışan işçilerimize hele ki eşimize…

Unutulması istenen şeyleri unutmaya bir daha mı niyet etsek…

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri