- 12 Şubat 2026 - BİR SEVGİLİLER GÜNÜ YAZISI
- 30 Ocak 2026 - YENİ PANDEMİ: DİJİTAL BAĞIMLILIK
- 14 Ocak 2026 - DİJİTAL BAĞIMLILIK ASRIN VEBASI
- 27 Aralık 2025 - İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ BİRER BOMBADIR
- 13 Aralık 2025 - TEKNOLOJİK BAĞIMLILIK PİŞMANLIKTIR
- 27 Kasım 2025 - DİJİTAL BAĞIMLILIK FELAKETTİR
- 08 Kasım 2025 - DİJİTAL BAĞIMLILIK KRİZ GEÇİRTİYOR
- 25 Ekim 2025 - DİJİTAL BAĞIMLILIĞIN SONU
- 11 Ekim 2025 - TELEFONLAR HASTA EDİYOR!
- 25 Eylül 2025 - LOHUSA HATUN
- 09 Eylül 2025 - SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK! POLİSLERİMİZİ ŞEHİT ETTİ
- 21 Ağustos 2025 - ZEYNEP SULTAN
- 11 Ağustos 2025 - DUALAR VE GÜNLÜK YAŞAM
- 01 Ağustos 2025 - ÇOCUKLA PARKA ÇIKTIK
- 12 Temmuz 2025 - KELEBEK ETKİSİ VE MADLEEN GEMİSİ
- 27 Haziran 2025 - SENDEN YİNE SANA GELDİM
- 23 Mayıs 2025 - İBADETLERDE SÜREKLİLİK VE BAŞARI
- 08 Mayıs 2025 - NAMAZ VE BAŞARI
- 18 Nisan 2025 - İBADET NİYET VE BAŞARI
- 14 Mart 2025 - KAYSERİ ÜNİVERSİTESİ’NDE BİR İFTAR
- 03 Mart 2025 - TALAS’TA BİR İFTAR SOFRASI
- 25 Şubat 2025 - SAKAR BABA VE ERBAKAN HOCA
- 05 Şubat 2025 - ZULÜM DEPREMİ TETİKLER Mİ?
- 22 Ocak 2025 - DUALARDA AĞLAMAK
- 04 Ocak 2025 - ANNEMİN MERHAMETİ
- 25 Aralık 2024 - KAPIDA BEKLEMEK
- 18 Kasım 2024 - MEVLANA VE HACI BEKTAŞ
- 11 Kasım 2024 - EYVALLAH DEDE
- 19 Ekim 2024 - ÇOCUKLARIMIZI NASIL KORUMALIYIZ?
- 09 Ekim 2024 - TEHLİKELERE KARŞI GENÇLERİ KORUMAK
- 30 Eylül 2024 - EMEL UZUN ÖMÜR KISA
- 21 Ağustos 2024 - PİŞMANLIK DEPREMİ
- 23 Mayıs 2024 - BAHAR GELDİĞİNDE
- 28 Nisan 2024 - BİR SÖZ HAYAT DEĞİŞTİRİR
- 21 Mart 2024 - BİR HAYIR VARDIR
- 09 Şubat 2024 - -YENİ- DEPREMİN YIKAMADIKLARI
- 23 Ocak 2024 - DÜN GAZİANTEP BUGÜN GAZZE (2)
- 29 Aralık 2023 - HAYVAN DENEYLERİ VE BOYKOT
- 24 Aralık 2023 - GEÇMİŞTE "GAZİANTEP" BUGÜN "GAZZE"
- 09 Aralık 2023 - Zafer Türküsü
- 20 Kasım 2023 - Dualardaki Gazze
- 07 Kasım 2023 - Aksa Tufanı
- 06 Ekim 2023 - Dramatik Fotoğraf
- 17 Ağustos 2023 - İnsan İnsana
- 18 Temmuz 2023 - Livasçı İsmet
- 20 Mayıs 2023 - Bir seçim nasıl kazanılmaz !
- 18 Nisan 2023 - Hayat Kurtaran İyilik
- 27 Mart 2023 - Susma Orucu
- 31 Ocak 2023 - Garip Bir Rüya
- 09 Ocak 2023 - Büyüler Beni
- 03 Ocak 2023 - Apaçık Fetih
- 23 Aralık 2022 - Mısır Sürgünü
- 10 Aralık 2022 - Şeytan İşi
- 24 Kasım 2022 - İlkokul Çilesi
- 07 Kasım 2022 - Önce Sağlık
- 10 Ekim 2022 - Bela Dileyen Kadın
- 17 Eylül 2022 - Haramdan Hayır Gelmez
- 17 Ağustos 2022 - İnsan Ne Ederse Onu Bulur
- 19 Temmuz 2022 - Emel ve Ecel
- 25 Nisan 2022 - Babamın Askerleri
- 16 Nisan 2022 - Yarım Dua
- 09 Nisan 2022 - Unutulmaz Bir İftar
- 31 Mart 2022 - Başa Gelen Dua
- 18 Mart 2022 - Anzaklı Ömer
- 03 Mart 2022 - -YENİ- Okul Kaydı
- 14 Şubat 2022 - Ertelenen Sevda
- 19 Ocak 2022 - Boş Zarf
- 27 Aralık 2021 - Kanlı Noel !
- 14 Aralık 2021 - Yerli Malı Haftası
- 30 Kasım 2021 - Yolculuk ve Duraklar
- 16 Kasım 2021 - Acele Gidilen Yollar
- 03 Kasım 2021 - Yolu Şaşırmak
- 19 Ekim 2021 - Önce Refik Sonra Tarik
- 05 Ekim 2021 - Yol İle Giden Yorulmaz
- 28 Eylül 2021 - Yalan Dünyada (Neşet Ertaş Anısına)
- 22 Eylül 2021 - Yollar ve Hayat
- 15 Temmuz 2021 - On Beş Temmuz Destanı
- 11 Haziran 2021 - Mutluluk Elimizde
- 17 Mayıs 2021 - İntifada ( Şiir )
- 08 Mayıs 2021 - Şimdilerde Halimiz
- 23 Nisan 2021 - Yaratanla İletişim: DUA
- 18 Mart 2021 - -YENİ- O Gün ( Çanakkale Anısına)
- 09 Mart 2021 - Yaratanla İletişim
- 14 Ocak 2021 - Babam Anlatırdı Kıtlığı
- 28 Aralık 2020 - Öleceğini Bilen Küçük Kız
- 15 Aralık 2020 - Yağmur Duası
- 04 Aralık 2020 - İletişim Şükür Sebebidir
- 02 Kasım 2020 - Sinir Harbi
- 21 Ekim 2020 - Nezaket Sağlıktır
- 11 Ekim 2020 - Ateşle Oynayanlar
- 23 Ocak 2020 - Küçük Günler
- 04 Ocak 2020 - Hatırlamalı İnsan
- 27 Aralık 2019 - Yusuf Olmak
- 03 Aralık 2019 - Peygamber Şehri
DR. OSMAN UTKAN
GÜÇLÜ KADIN
GÜÇLÜ KADIN
Hayatı boyunca “güçlü kadın” olmak istedi. Kadınların da en az erkekler kadar her konuda hayatın içinde olmaları gerektiğini düşünüyordu. Üniversite yıllarında bu fikirleri daha çok yerine oturmuştu. Mücadelesi, kadın hakları olacak ve feminist ideolojiyi savunacaktı.
Petronella Wyatt, İngiltere’de siyasetle iç içe olan entelektüel bir ailede dünyaya gelmişti. Babası İngiliz siyasetinde önemli bir figürdü. Muhafazakâr ve geleneksel değerlere bağlı bir kişilikti. Bayan Wyatt, baskın ve güçlü olan babasının gölgesinde büyümüştü. Babasına hem hayranlık duyuyordu hem de bağımsızlık arayışındaydı. Nitekim Wyatt babasını zeki, karizmatik ve zor bir karakter olduğunu defalarca dile getirmiştir.
Bu babasına yönelik iki yönlü duygu babasıyla mesafeli olmasını beraberinde getirmişti. Gerek siyasetteki yoğun temposundan gerekse karakteri gereği, kendi ifadesiyle, otoriter babasından yeterince sevgi de görmemişti.
Özellikle gençlik yıllarında kendi kimliği ile var olma çabası onu farklı fikirlere yönlendirmişti. Güçlü babanın gölgesinde olmayan “bağımsız güçlü bir kadın” olmalıydı. Bu nedenle bağımsız bir ses olması gerektiğini düşünmüştü. Aksi halde “babasının kızı” olarak onun mirası ile anılacak, babasının çevresiyle birlikte bilinecekti. Bu durum, özgürlük düşüncesiyle yanıp tutuşan Bayan Wyatt’a uygun değildi.
Güçlü kadın dediğin hiç kimseye, özellikle de erkeklere, ihtiyaç duymamalıydı. Bu yüzden çok çalışacak ve ayakları üzerinde durmak zorundaydı. Üniversite yıllarından itibaren gazetecilik yapmaya başlayan Wyatt, gerçekten kimseye ihtiyaç duymadan ve ayaklarının üzerinde kendi başına durmayı başarmıştı.
Bilinçaltında sürekli erkeklerle mücadele etmek zorunda kalan gazeteci yazar, alttan alta erkeklerden de nefret ediyordu. Bundan mütevellit erkeklerle kolay kolay anlaşamamış ve onlarla arkadaşlıkları kısa süreli olmuştu. Ki İngiliz başbakan Boris Johnson ile geçmişte yaşanıp biten ilişkisi de epey gündem olmuştu. Evlenme fikri ona çok uzaktı. Çevresinde onun gibi görüşleri paylaşan “güçlü kadınlar” vardı. Birbirlerinin halinden anlıyorlardı. Bu da onlara yeterdi.
O ve onun düşüncesinde kadınlar “Aman canım! Çocuk yapmak için evlilik mi yapılırmış.” diyerek anneliğin ve evliliğin bir yük olduğunu düşünüyorlardı. “Bir ömür erkek kahrı mı çekilir! Özgürce yaşayıp gidiyoruz işte, ne güzel!” diye de birbirlerini motive ediyorlardı. Birlikte seyahatler, eğlenceler ve kız kıza takılmacalar sürüp gidiyordu. Onlara hayatı özgürce hatta çılgınca yaşamak çok güzel geliyordu.
Hayat hep gençlikten ibaret değil nihayetinde. Bayan Wyatt ellili yaşlara gelince derin muhasebeler yapmaya başlıyor. Verdiği mücadelenin kendisine ve kendisi gibi kadınlara verdiği zararları sıklıkla düşünmeye başlıyor. “Güçlü kadın” olayım derken ne kadar güçsüzleştirildiğini; feminist ideallerin kendisinden kadınlık haklarını ve kadınlığını aldığını fark ediyor.
Konuya ilişkin pişmanlıklarını kaleme alan yazılar kaleme almaya başlıyor. Bu yazılarda dile getirdiklerinin hepsi birer ders niteliğindeydi. Yazılar, acı deneyimlerden yola çıkarak, birer uyarı olarak düşünülebilir. Damdan düşen birisi olarak, en fazla BayanWyatt’ın buna hakkı vardı.
Ellili yaşlarını geçmiş olduğu halde bekârdı, çocuğu yoktu ve oldukça yalnızdı. Feminizm, onu hayal kırıklığına uğratmıştı ve onun ifadesiyle, “kendi gibi olan bir nesli mahvetmişti.” Bu yıkımı artık arkadaşlarıyla Londra’da pencereye yakın bir masada uzun uzun tartışıyorlardı. Onların ortak noktaları iyi eğitim almış ve çalışan kadınlar olmasıydı. Asıl hepsinin ortak noktası ise hayatlarında dolması mümkün olamayan bir boşluğun olmasıydı. Evlenmemişler ve çocuk sahibi olmamışlardı.
Feminizmin kadınlara bu anlamda zararlı bir ideoloji olduğunu düşünen Bayan Wyatt feminizmi terk ediyor. Aslında feminizm yapacağını yaparak onu terk etmişti. Bu zararlı ideolojiden dolayı milyonlarca kadın yuva kuramamış ve amansız bir yalnızlığa mahkum olmuştu.
Bu kadınlar ayakları üzerinde durmayı başarmışlardı ama çok ama çok yorulmuşlardı. En az bir erkek kadar güçlü olmayı da belki başarmışlardı ama artık her giden gün güçsüz olduklarını anlamışlardı. Kendilerine ait bir evleri de vardı ama kapılarını çalan kimse yoktu. Bindikleri çok iyi arabaları da vardı ama ona beraber binecekleri yakınları yoktu. Kimseye muhtaç olmadan yaşayacak kadar paraları da vardı ama paranın da bazı şeyleri satın almaya gücü yoktu . Günün sonunda acizlik ve yalnızlık kendisini çok acımasız bir şekilde gösteriyordu.
Wyatt, uzun yıllarca “Erkekler kadınları sömürüyor. Erkekler kadınlar üzerinde egemen olamaz. Erkek egemen anlayış kadınları zayıflatır.” gibi feminist düşünceleri kadınlara pompaladığını ve böylece kadınların erkeklere düşman kılındığını da vurguluyor.
Çocuklar babalarının sırrıdır, derler ya gün geldi Petronella Wyatt da yaşadıklarından sonra, babası gibi geleneksel değerlerin önemli olduğuna ve bu değerlerin yaşatılması gerektiğini güçlü bir şekilde dile getirmeye başladı. Bu arada şunu belirtmekte fayda vardır: Geleneksel olan değerlerin bütünü kayıtsız şartsız haktır ve doğrudur demek, mümkün değildir. Ancak genel anlamda binlerce yıldır süregelen geleneklerin çoğunluğu iyidir ve güzeldir.
Petronella Wyatt’ın hazin hikâyesinden yola çıkarak Feminizm’in kadınlar başta olmak üzere toplumlar için faşizme dönüştüğünü ifade etmek yanlış olmayacaktır. Feminizmin geldiğimiz noktada, toplumun temeli olan aileye de büyük zararlar verdiğini söylemek mümkündür. Bu ideoloji insanlığı ifsat etmeye ve insanlığın kökünü kurutmaya yönelik kötücül ideolojilerden biri olduğu kanaatindeyim.
Bizim gibi Müslüman toplumlar için fıtrata uygun (yaratılış) bir ideoloji değildir. Değerlerimizde kadının anne olması en büyük payelerdendir. Erkek de babadır ve kadına düşman değildir. Erkek kadın için; kadın erkek için huzur vesilesi ve cennet sebebidir. Bizim anlayışımızda kadın ve erkek birbirine rakip değil; tamamlayıcıdır. Bu anlamda salt eşitlik mümkün değildir. Erkeğin yapması gerekenler; kadının yapması gerekenler yüce kitabımızda ve peygamberimizin sünnetinde belirtilmektedir. Kurtuluşun milli ve manevi değerlere sıkı sıkıya bağlanmakla geleceğini düşünenlerdenim.




Henüz Yorum yok