- 25 Aralık 2025 - -YENİ- REGAİP GECESİ: KALBİN SESSİZCE KONUŞTUĞU AN
- 22 Aralık 2025 - HOŞ GELDİN ÜÇ AYLAR
- 15 Temmuz 2024 - DEMOKRASİ VE MİLLİ BİRLİK GÜNÜ 15 TEMMUZ
- 28 Ocak 2024 - ÇOCUKLAR UYURKEN SESSİZ OLUNUR, ÖLÜRKEN DEĞİL!
- 11 Ocak 2024 - ÖZLEMLE BEKLENEN 11 AYIN SULTANI GELİYOR
- 15 Temmuz 2023 - 15 Temmuz Demokrasi Zaferi .
- 17 Nisan 2023 - Kadir Gecemiz Mübarek Olsun
- 16 Mart 2023 - Hoşgeldin Şehri Ramazan
- 27 Şubat 2023 - Deprem Üzerinden Siyaset Yapmayalım!
AHMET KONAÇ
-YENİ- ACININ ÜZERİNE BİR DE ''SESSİZ ZULÜM''
ACININ ÜZERİNE BİR YÜK DAHA
Bir ölüm haberi geldiğinde zaman durur sanır insan. Kalp donar, dil tutulur, dünya bir anlığına sessizleşir diye düşünür. Ama ben bir cenazede şuna şahit oldum: Zaman durmadı… Acı durmadı… Ve acının üstüne bir yük daha bindirildi.
Henüz ölüm haberi duyulmuştu. Ne gözyaşları akabilmişti ne feryat dile gelmişti. Ama cenaze sahibi, daha acısının adını bile koyamamışken, “Yemek ne olacak?” sorusuyla baş başa bırakıldı. Sanki biri ölmüş değil de bir düğün hazırlığı başlamış gibiydi. Oysa ortada bir yıkım vardı, bir evin içi kararmıştı, bir kalp paramparça olmuştu.
İnsan bu noktada şunu soruyor: Acının bile sırası mı var bu memlekette? Yas tutmak bile planlı mı olmalı? Bir insan en yakınının ardından çökerken, tencere hesabı yapmak zorunda kalıyorsa burada çok büyük bir yanlış var demektir.
Bu bir gelenek değil, bu bir vicdan yarasıdır. Yıllardır “böyle gelmiş, böyle gider” denilerek sürdürülen ama kimsenin gerçekten içini rahatlatmayan bir yaradır bu. Cenaze sahibi acısını yaşayamıyor çünkü toplum ona izin vermiyor. “El âlem aç kalmasın” diye, kendi yüreğini açlığa mahkûm ediyor.
Oysa dinimiz ne diyor? Acıyı paylaşın diyor. Yükü hafifletin diyor. Yas tutana destek olun diyor. Ama biz ne yapıyoruz? En ağır yükü, en çok yananın sırtına yüklüyoruz. Bu ne merhametle bağdaşır ne de imanla.
Burada Diyanet İşleri Başkanlığımıza büyük bir sorumluluk düşüyor. Bu suskunluk artık ağır geliyor. Hutbelerde nice mesele konuşuluyor ama cenaze evlerinde yaşanan bu sessiz zulüm yeterince dile getirilmiyor. İnsanlar hâlâ bunu dinin bir gereği sanıyor, hâlâ “ayıp olur” korkusuyla yanıp kavruluyor.
Cenaze evinde yemek beklemek, farkında olmadan yapılan bir vebaldir. Çünkü orada dağıtılan her lokmada, bastırılmış bir gözyaşı, yutulmuş bir feryat vardır. O evde kaynayan tencereler, aslında kaynayan kalplerin sesini bastırmaktadır.
İnsan acısını yaşayamıyorsa, iyileşmesi de mümkün olmaz. Yas tutulmazsa, o acı bir gün başka bir yerden çıkar. Toplum olarak belki de bu yüzden bu kadar yorgunuz, bu kadar kırgınız. Çünkü birbirimizin acısına bile tam anlamıyla yer açamıyoruz.
Artık bu yanlışı konuşmanın, bu yükü hafifletmenin zamanı gelmedi mi? Cenaze evine gittiğimizde elimizle değil kalbimizle gitmenin… Yemek sormak yerine sessizce oturmanın, bir dua etmenin, gerçekten “yanındayım” demenin…
Acı, gösteriş istemez. Yas, ikram kabul etmez. Cenaze evleri mutfak değil, sabır ve dua mekânıdır. Ve bir insanın acısını yaşamasına izin vermek, yapılabilecek en büyük iyiliktir.
Ahmet Konaç




Henüz Yorum yok