- 05 Şubat 2026 - BİR YASTIKTA KOCAMAK
- 01 Ocak 2026 - AİLEMİZ VE MAHREMİYETİMİZ
- 01 Aralık 2025 - OLGUNLAŞMAK ÜZERİNE
- 20 Ekim 2025 - MUTLULUK ÜZERİNE
- 04 Ağustos 2025 - KALİTELİ YALNIZLIK YOKTUR
- 09 Mart 2025 - AZALARAK BÜYÜMEK
- 06 Ocak 2025 - RUTİN NİMETTİR
- 04 Kasım 2024 - ELEŞTİRİ ADABI
- 28 Ağustos 2024 - YENİ EVLENECEK OLANLARA ÖNERİLER
- 05 Haziran 2024 - ÖNCE AHLAK VE MANEVİYAT
- 25 Aralık 2023 - GENÇLER ALACAKLI, YAŞLILAR BORÇLU
- 11 Haziran 2023 - Kayserigaz! Lütfen Böyle Yapma!
- 20 Mart 2023 - İnsan Değişir Mi?
- 07 Eylül 2022 - Beklentilerden Beklediklerimiz
- 12 Mayıs 2022 - Saygı Denince Anlaşılan
- 04 Ocak 2022 - Ben de Seni
- 11 Ekim 2021 - Maske Düştü
- 25 Eylül 2021 - Lütfen Çabuk Gelmeyin!
- 25 Mayıs 2021 - Beynimizdeki Kamburlar
- 30 Mart 2021 - Lütfen Bekleyiniz
- 26 Şubat 2021 - Ölümüne Sevmeyin
- 27 Ocak 2021 - Önce Yaya’ymış, Sonra Ne Olmuş?
- 08 Ocak 2021 - Okumanın Gücünü Önemseyelim
- 21 Kasım 2020 - Meşgul Abiler
- 07 Kasım 2020 - Yapmayın Beyler
- 20 Eylül 2020 - Şampiyon Kayseri
- 02 Ağustos 2020 - Tükürün!
- 05 Mayıs 2020 - Dikkat! Kendi Engelin Sensin!..
- 13 Nisan 2020 - Geçmiş Peşini Bırakmaz
- 26 Mart 2020 - Gemileri Yakmadan Önce...
- 09 Şubat 2020 - Abi Yemin Et!
- 20 Ocak 2020 - Araçlar Amaç Olunca
- 02 Ocak 2020 - Aşka Uçma Kanadın Yanar !
- 16 Aralık 2019 - Ben Onu Çok Sevmiştim…
YUSUF YEŞİLKAYA
KÜSEN KAYBEDER
KÜSEN KAYBEDER
Yusuf YEŞİLKAYA
İnsan neden küser? Küstüğümüz zaman sorunlar çözülmüş olur mu? Yoksa sorunları, halının altına süpürmüş mü oluruz? Her şeyden bir kazanç umanlar için soralım… Küsen mi kaybeder yoksa küsülen mi? Tam olarak küsmek nedir? Birkaç tanımı var. Ama kişiler arasında en yaygın olarak kullanılan tanım şöyle: “Herhangi birinin hoşa gitmeyen bir söz veya davranışı yüzünden görüşmez olmak.” Beklenilenin karşılanmaması küsme sebebi olduğu gibi beklenmeyen, istenmeyen bir durumla karşılamak da küsme sebebi olabiliyor.
Teknik olarak küsmek dediğimiz olay, muhatapla iletişimi kesmektir. Başka bir ifadeyle küsmek, muhatabı iletişimsizlikle cezalandırmaktır. İletişimi kesmek teknik boyutu, cezalandırmak ise duygusal yönüdür. Aslında işin duygusal boyutu, sanılandan daha baskındır. Muhataba değer vermeme yani değersizleştirme düşüncesi ön plandadır. Muhatabı küçümseme ile başlayan tavırlar, ona önem vermeme, iletişim kurmaya değer bulmama düşüncesiyle küslüğü başlatma ve sürdürme şeklinde devam eder.
Küsmek kötü bir olay mı? Duruma göre değişir. Öncelikle duruşumuza, düşüncemize ve yaşam tarzımıza karşı bir tavır varsa; durum ciddi demektir. Yani şahsiyete yönelik bir düşmanlık, görmezden gelinip, tolere edilecek bir hal değildir. Bu durumda “bırakın bizi sevmesinler”, “bırakın küssünler” demek doğrudur. Dahası herkesin bizi sevmesini beklemek, asıl yanlış olur. Şu hayatta sevenlerimiz olduğu gibi sevmeyenlerimiz de olacaktır. Ve bu çok normal bir durumdur. Aksi anormaldir. Yani herkes bizi seviyorsa biz, omurgalı bir duruşu olan düzgün bir insan değiliz demektir.
Her zaman, taraflardan birinin verici olduğu, ilişkiyi sadece bir tarafın koruyup kolladığı, ilişkiyi sadece bir tarafın taşıdığı ilişkiler de sıkıntılıdır. Taşıyan taraf az kenara çekildiğinde o ilişki çöküyorsa, bırakın çöksün demek doğru bir yöntemdir. Doğru olan, ilişkiyi sürdürmek için tarafların ortak çaba harcamasıdır. Ortak çaba ile kurulan, korunan ve sürdürülen ilişkiler, daha anlamlı ve daha kaliteli olur. Taraflardan sadece birisi ilişkiyi korumak ve sürdürmek için yoğun bir çaba harcıyorsa, bu yanlış bir durum olur. Tek taraflı çaba, sürdürülebilir iletişim şekli değildir.
Çok önemli bir gerekçe olmaksızın küsmek, iletişimi kesmek, muhatabı cezalandırmak doğru değildir. Hatta ortada hiçbir gerekçe yokken, niyet okumaya dayalı küsmeler tamamen yanlış bir tutumdur. “Arabayla geçerken, bana selam vermedi. Demek ki, artık beni önemsemiyor.” Dahası “belki görmemiştir” ihtimalini bile hesaba katmıyor. Neredeyse aylarca, yıllarca sebebi bilinmeyen küslükler sürdürülüyor.
Eskilerin ifadesiyle “incir çekirdeğini doldurmayan” sebeplerden dolayı küsmek; sanki küsmeye bahane arıyormuş gibi davranmaktır. Yine eskilerin ifadesiyle gidilmesi gereken bir davet ya da düğün için; “çağırsa gitmesem, çağırmasa kahretsem (sitem etsem)” anlayışındaki insanlarla iletişim kurmak gerçekten zordur. Geçinmek, iletişimi sürdürmek için değil de küsmek için bahaneler arayan insanların gönlünü yapmak zordur. Günün sonunda “herkesin gönlü paşa gönlü, ya bizim gönlümüz maraba gönlü mü?” noktasına gelmek insanın canını acıtır elbette.
Haklı ya da haksız sebeplerden dolayı küsmüş, kapıyı çarpıp çıkmış, bir daha yüzünü görmeyeyim diyerek iletişimi koparmış çok fazla insan var etrafımızda. Küsmek ayrı bir problem, barışma çabası ayrı bir dert, barışma çabasına hiç girmemek ise en acınası durumdur. Herkesin içinde devasa bir ego, önce benim egom tatmin edilsin. Önce benim incinen gururum tamir edilsin. Önce o özür dilesin. Beklentiye gelince hep karşıdan bir adım atması beklenir. Vermeye gelince, tamir etmeye sıra geldiğinde yine önce muhatabımız tamir etsin, çaba harcasın. İnatçılığın dibi diyeceğimiz katı bir tutum sürekli ön planda maalesef.
Uzun süreli bir iletişimsizlik hali varsa yani küslük hali uzun süredir devam ediyorsa; bu durum her iki tarafında hatalı olduğunun açık göstergesidir. Belki hata bir tarafta daha az, diğer tarafta daha çoktur. Lakin iki taraf da hatasız değildir. Yoktan sebeplerle ortaya çıkan küslük durumu sürdükçe vaziyet daha kronik bir hal alır. Yoktan sebeplerin yerini gerçek sebepler alır. Laf taşıyanlar devreye girmişse, küslük hali kinle büyümeye başlar. Artık yara kabuk bağlamaya başlamıştır. Yani zaman her şeyin ilacıdır teorisi, bu durumda işlemez. Geçen her dakika iletişimsizlik halini daha da pekiştirir. Barışmak neredeyse imkânsız hal alır.
Ortak arkadaşlardan birbiri ile küs olduğu bilinen kişiler için diğer arkadaşlar, barıştırıcı, uzlaştırıcı rol üstlenerek devreye girmelidir. Küsler görmezden gelinmemelidir. Daha kötüsü, küslerin küslüğünden yararlanıp, küslük durumunun devamı için ateşe benzin dökmektir. Oysa arkadaşların, büyüklerin, kanaat önderlerinin pozitif bir yaklaşım sergilemesi, küslüklerin giderilmesi için olumlu çaba harcaması beklenir.
Eşler arasında küslük durumu ise daha zor ve sonuçları daha ağır olan küsme halidir. Çünkü eşler arasında küsme hali sürdürülürse boşanmaya kadar yol alabilir. Hem eşler hem de çocuklar açısından ağır sonuçlar doğurabilir. Ortada hayati öneme sahip bir mevzu yoksa eşlerin küslüğü, akşamdan sabaha kalmamalıdır. Daha net ifadeyle birbirine trip atan ve küsme yolunu tercih eden eşler, barışmadan uyumamalıdır.
Küsme yolunu tercih ederek, hayat arkadaşını iletişimsizlikle cezalandıran eş, beklemediği sonuçla karşılaşabilir. “Sen küserek beni, sensizlikle cezalandırdın ya… Ben de sensiz kalmaya kendimi alıştırdım. Sensizlik artık benim için bir ceza değil” derse ne yapacağız.
Küserek, eşimizin bizim varlığımızdan yoksun kalmasını istediğimizde bir anlamda eşimizin kaybetmesini, cezalandırılmasını umuyoruz. Bizim yokluğumuza alışan hayat arkadaşımız, yokluğumuzu dert edinmeyip, yokluğumuza alıştığında ne yapacağız? Daha kötüsü yokluğumuzu nimete dönüştürüp, bize bir alternatif bulduğunda ne yapacağız? “Kıymetimi bilmeyene cehennemin dibine kadar yol var, güle güle gitsin” diyebilir miyiz?
Konuşurken kolay gelebilir ama iş başa düşünce çok çok zor. Kaybedilmemek önemlidir. Ama kaybetmemek için emek harcamak daha anlamlıdır. Sanıldığı gibi sadece küsülen kaybetmiyor. Aynı zamanda küsen de kaybediyor. İlkemiz kaybetmek ve kaybettirmek değil; kazanmak ve kazandırmak olmalıdır.



Henüz Yorum yok