MESUT BAYAZIT

ZEKÂYI MAKİNEYE DEVRETTİK: PEKİ YA ÖĞRENCİLER -YENİ-

Yapay zekâ, son yıllarda teknolojik gelişmelerin hızlanmasıyla birlikte hayatın hemen her alanında kendine güçlü bir yer edinmiştir. Sağlık, ekonomi, güvenlik, ticaret ve robotik gibi pek çok alanda aktif olarak kullanılan bu teknoloji, sunduğu imkânlar kadar beraberinde getirdiği risklerle de tartışılmaktadır. Özellikle eğitim gibi insan merkezli ve uzun vadeli etkiler doğuran bir alanda yapay zekânın kullanımı, daha dikkatli ve sorgulayıcı bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.

Yapay zekânın ortaya çıkışı, insan benzeri düşünme süreçlerini makinelere kazandırma arayışına dayanır. İlk dönem çalışmalarında amaç, düşünebilen ya da en azından insan benzeri tepkiler verebilen sistemler geliştirmekti. Zaman içinde bu hedef, veri işleyebilen, öğrenebilen ve yeni durumlara uyum sağlayabilen sistemlerin ortaya çıkmasıyla daha somut hale gelmiştir. Günümüzde yapay zekâ; yalnızca verilen komutları yerine getiren bir araç değil, karşılaştığı yeni durumlara önceden belirlenmemiş tepkiler üretebilen bir yapı olarak değerlendirilmektedir. Bu özellik, onu klasik yazılımlardan ayıran en temel noktadır.

Eğitim alanında yapay zekâ; bireyselleştirilmiş öğrenme, erişilebilirlik ve verimlilik gibi önemli fırsatlar sunmaktadır. Öğrencilerin öğrenme hızına ve ihtiyaçlarına göre uyarlanmış içerikler, öğrenme süreçlerini daha etkili hale getirebilir. Öğretmenler açısından bakıldığında ise ölçme-değerlendirme, içerik hazırlama ve geri bildirim gibi zaman alan süreçlerde önemli bir destek sunabilir. Ancak tüm bu avantajlara rağmen, yapay zekânın eğitimde kontrolsüz ve sınırsız kullanımı bazı ciddi riskleri de
beraberinde getirmektedir.

Bu risklerin başında, öğrencilerin bilişsel becerilerinde yaşanabilecek gerileme gelmektedir. Yapay zekâ temelli araçlara aşırı bağımlılık, öğrencilerin problem çözme, eleştirel düşünme ve üretme becerilerini zamanla zayıflatabilir. Öğrenme sürecinin merkezinde yer alması gereken zihinsel çaba, giderek sistemlere devredildiğinde “kullanılmayan becerilerin körelmesi” kaçınılmaz hale gelebilir.
Yapay zekânın insanı destekleyen bir araç olmaktan çıkıp onun yerine düşünen bir yapıya dönüşmesi, eğitim açısından önemli bir tehdit oluşturmaktadır.

Bir diğer önemli risk, veri gizliliği ve güvenliğidir. Yapay zekâ sistemleri, etkili çalışabilmek için büyük miktarda veriye ihtiyaç duyar. Eğitimde bu durum; öğrencilerin akademik performansları, davranışları ve kişisel bilgilerinin dijital sistemlere aktarılması anlamına gelir. Bu verilerin nasıl toplandığı, nerede saklandığı ve kimler tarafından kullanıldığı net bir şekilde belirlenmediği sürece, ciddi güvenlik açıkları mortaya çıkabilir. Özellikle kullanıcıların çoğu zaman okumadan onayladığı uzun ve karmaşık gizlilik metinleri, veri ihlallerine zemin hazırlayabilir.

Yapay zekânın eğitimde yaygınlaşması, dijital eşitsizliklerin derinleşmesine de neden olabilir. Teknolojik altyapıya erişim, yüksek maliyetli cihazlar, hızlı internet bağlantısı ve ücretli yazılımlar, her öğrenci için eşit koşullarda sağlanamayabilir. Bu durum yalnızca erişimle sınırlı kalmaz; dijital beceri düzeyi düşük bireylerin yapay zekânın sunduğu imkânlardan yeterince faydalanamaması da eşitsizliği artırır. Sonuç olarak, teknolojiyi etkin kullananlarla kullanamayanlar arasında daha belirgin bir öğrenme farkı ortaya çıkabilir.

Eğitimin temel unsurlarından biri olan öğretmen-öğrenci etkileşimi de yapay zekâ kullanımından olumsuz etkilenebilir. Öğrenme yalnızca bilgi aktarımı değildir; aynı zamanda sosyal, duygusal ve kültürel bir süreçtir. Sınıf ortamında kurulan ilişkiler, gözlemler ve etkileşimler öğrencinin gelişiminde kritik rol oynar. Yapay zekâ destekli sistemlerin bu insani boyutu tamamen ikame etmesi, eğitimin doğasına aykırı sonuçlar doğurabilir. Teknoloji, öğretmenin yerini almak yerine onun rolünü güçlendiren bir destek unsuru olmalıdır.

Bir diğer önemli sorun ise algoritmik önyargı ve adaletsizliktir. Yapay zekâ sistemleri, beslendikleri veriler kadar adil ve tarafsızdır. Eğer kullanılan veri setleri toplumsal önyargılar içeriyorsa, sistemlerin ürettiği sonuçlar da bu önyargıları yeniden üretir. Eğitim bağlamında bu durum, öğrencilerin yanlış değerlendirilmesine, bazı grupların sistematik olarak dezavantajlı duruma düşmesine yol açabilir.
Algoritmaların tarafsız olduğu düşüncesi, bu risklerin göz ardı edilmesine neden olabilmektedir.

Sonuç olarak, yapay zekâ; doğru kullanıldığında eğitimi daha erişilebilir, verimli ve esnek hale getirme potansiyeline sahip güçlü bir teknolojidir. Ancak eğitim gibi insan odaklı bir alanda, bu teknolojinin sorgulanmadan ve denetlenmeden uygulanması ciddi sorunlara yol açabilir. Yapay zekâ, insanın yerini alan bir aktör değil; insanı destekleyen, onu güçlendiren bir araç olarak konumlandırılmalıdır. Kısa vadeli kolaylıklar yerine uzun vadeli etkiler dikkate alınarak, temkinli, etik ve bilinçli bir kullanım anlayışı benimsenmelidir. Eğitimde yapay zekâ, ancak bu denge sağlandığında gerçek bir fırsata
dönüşebilir.

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri