İBRAHİM ERKAM

“ŞU AĞACA YAKLAŞMAYIN!”

“ŞU AĞACA YAKLAŞMAYIN!”

İnsan, kendisine secde emri verilen, saygın, yaratılanların en şereflisi. Allah, kendisini her daim zikreden bir topluluğa insana secde etmesini emretti. İblis, kibirlenerek secde etmedi. Allah'ın huzurundan kovuldu. Şeytan, bu süreçten sonra artık apaçık insanın düşmanıydı.

İnsanın asıl yurdu cennettir. İnsan, dünyada hep ebedilik ister. Oyun, yemek, eğlence, muhabbet, zevk namına ne varsa hiç bitmesin ister insan. Bunun sebebi, insanın cennetteki ebedi zevkten, sınanma üzerine kurulu dünyaya düşmüş olmasıdır. Hedefi tekrar orayı kazanmaktır insanın.

Allah, Hz. Adem (a.s.) ve Hz. Havva'ya şöyle emretti:

“Dedik ki: Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz şekilde bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.” (Bakara,35)

İnsanın tahayyül dahi edemeyeceği çokça zevk kendisine sunuldu. Allah, insanı sınamak için sadece bir ağaca “Yaklaşmayın” buyurdu. İnsanın ilk imtihanı. Kural ve yasakla ilgili ilk sınanması.  Daha önce bu ağacın ne çeşit bir ağaç olduğu üzerinde çok kafa yoruldu. Elbette tefsirlerde bununla ilgili farklı yorumlar olabilir fakat ayette bununla ilgili sarih bir ifade yok. Halbuki bizim burada tefekkür etmemiz ve odaklanmamız gereken nokta, ağacın türü değil; bu ağacın kendisine yaklaşılması yasak bir ağaç olmasıdır. Onlar, Cennet’te ne kadar kaldılar bilmiyoruz. Fakat şunu biliyoruz ki Taha Suresi’nde mealen geçtiği üzere şeytan, onlara sürekli şu şekilde vesvese verdi:

“Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?”” (Taha,120)

Dikkat ederseniz şeytanın vesveseleri hep akla, vahye ve mantıksal düşünceye takılır. Sanki Allah, onlara ebedi kalamayacaklarına dair bir şey söylemiş gibi hemen onların hoşuna gidecek bir vesvese üreterek onlara yaklaşıyor. Yaklaşmaları dahi yasaklanan ağacı, “ebedilik ağacı” şeklinde ambalajlayarak insanın ayağını kaydırıp, aklını çelmeye çalışıyor. Dünyada yaklaşmamamız gereken tüm günahlar için hep aynı taktiği uyguluyor.

“Sonrasında ikisi de o ağaçtan yediler. Bunun üzerine mahrem yerleri kendilerine göründü, üstlerini cennet yaprağıyla örtmeye çalıştılar. Böylece Âdem Rabbine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı.” (Taha,121)

Hz. Adem (a.s.) ve Hz. Havva yaklaşmamaları gereken ağaçtan yediler. Bunun üzerine Allah, onlara Cennet’ten birbirlerine düşman olarak inmelerini emretti ve mealen şöyle buyurdu:

 “Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik.” (Bakara,36)

Daha sonra yaptıklarından dolayı çok pişman oldular. Rivayetlere göre pişmanlıklarından ötürü uzun yıllar tevbe edip, gözyaşı döktüler ve Rablerine şu şekilde dua ettiler:

“Dediler ki: “Ey rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen kesinlikle ziyan edenlerden oluruz!”” (Araf,23)

Bu duayı ve genel olarak peygamberlerin yaptıkları duaları her daim yapmanızı tavsiye ederim. İnsanı, hataları ve günahlarıyla yüzleştiren bir dua bu. Ve insanın Rabbinden başka sığınacağı bir kapısının olmadığını iliklerine kadar hissettiren bir dua. Hz. Adem (a.s.) ve Hz. Havva’nın pişmanlığı bize örnek olmalı. Yapılmaması gereken bir şey yaptılar fakat tevbe edip öyle pişmanlık duydular ki dillerinden bu anlamlı dua döküldü ve bize miras kaldı. Tevbe ile ilgili  bize umut veren ve motivasyonumuzu artıran bir hadiste ise Allah Resûlü, (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Âdemoğullarının hepsi hata yapar; hata yapanların en hayırlısı ise hatasına tevbe edendir.”

( İbn Mâce, Zühd, 30)

Kur’an’da birçok surede zikredilen bu hadisede insanoğlu için elbette büyük ibretler vardır. Öncelikle Allah, kuluna helal ve mübah olan şeylerin sınırını çok geniş tutmuştur. Bu, Hz. Adem ve Hz. Havva’nın sınanmasında bu şekilde olduğu gibi dünyada bizim için de böyledir. Dünyada  da helal ve mübah olan şeyler çoktur. Fakat yaklaşılmaması gereken ve haram olanlar belli şeylerdir. Haramlara ve onlara götürecek ortamlara karşı hassas ve teyakkuzda olmalıyız. A’raf Suresi 27. Ayet’te Rabbimiz bizi, bu hadiseyi örnek göstererek, şeytanın aldatmalarına karşı uyardı:

“Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık.” (A’raf,27)

Son günlerde hem ülkemizi hem dünyayı çalkalayan olaylara baktığımızda, bütün insanlık için fıtrattan gelen ahlakı korumanın ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Belki şeytanın bile aklına gelmeyecek kötülükler, ahlaksızlıklar yapılıyor. Kendilerini “Barış ve Demokrasi öncüsü” olarak dünyaya tanıtan insanlar, uyuşturucu  kullanmak, çocuklara tecavüz etmek ve hatta vahşice etlerini yemekten dolayı insanlık tarafından yargılanıyorlar. Bu olaylar, günaha ve harama yaklaşmanın fert ve toplum bazında ne kadar zararlı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

O güzel ve mübarek ay yaklaştıkça heyecanımızın arttığı şu günlerde, hata ve günahlarımızdan dolayı Rabbimize tevbe edelim. Hz. Adem ve Hz. Havva’nın duasını yapmaya gayret edelim inşallah. Allah’a emanet olun.

Rablerine şu şekilde dua ettiler: “Dediler ki: “Ey rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen kesinlikle ziyan edenlerden oluruz!”” (Araf,23)

 

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri