MEHMET TOPUZ

KEL ALİ’NİN BAĞI…

KEL ALİ’NİN BAĞI…

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir vakitler bir Kel Ali var imiş… Başlığın mahiyetine dair cümleye bu şekilde başlamak isterdim lakin yerel de halk arasında kullanılan bir deyim olması hasebiyle bir tanıtım yazısı yazma niyetinde de değilim. Fakat bir açıklamaya tabi tutulacaksa mevzu orada da eksik kalacaktır. Çünkü tarihini bilmeden cümlenin tasvirine yönelik bir tasavvur belki işe yarayabilir bu anlamda.

Halk arasında kullanılan bu deyim aslında olmayan düzeni anlatmaya yönelik ya da bir karışıklık, iş bilmez hal ve hareketlerin emeğe dair bir yansımasının olup olmamasına yönelik bir kavramlar silsilesine ev sahipliği yapmaktadır. Ve yerel de kullanılan bu deyim cümleyi doğrudan ifade etmek yerine deyimlerin edebiyatın içinde incitmeden bir mevzuyu dile getirme inceliği olsa gerek. Tabi o da anlayana…

Şayet kırsalın tarihi noktasında yaşanmış bir hikâyenin varlığı konuya mevzu olabilir. Çünkü olmayan bir şeye dair duman tütmesini beklemekte ateşin varlığına dair bir ipucu aramaya yöneltebilir mevzuyu. Fakat halkın ağzında temsili karışıklığın ifadeye mazhar olması bağın kendi içinde yer edinen görüntüsüne bağlı olarak bir temsil oluşturduğu da aşikâr. Şayet böyle bir tarihi misal varsa; Kel Ali ye rahmetle…

Burada sorgulanması ve üzerinde düşünülmesi gereken olay ve olguya konu olan özne değil elbette demek doğru olmaz. Fakat bağın bu hale gelmesinden kaynaklı ve bu cümleyi bir deyim niteliğinde ifade edene karşı Kel Ali’nin söz hakkının doğması gerektiğidir. Başkasının bağının düzeni ile ilgilenmek ile kendi bağının düzeninin olmaması durumunu bir örtme çabası mı idi bu? Bilemeyeceğim. Ve var olması fakat olmayan düzene karşı temsili oluşan bu ifadelerin karşılığında bir isteğinde bu anlamda olması elzem bir konu. Çünkü düzeni isteyenin düzeni bozana yönelik tepkisi haklı, çözüm merciinde olanın bundan rahatsız olmaması ayrı bir konu başlığı. Şayet bağın düzelmesi ya da bağ ile ilgilenilmiş olması karşı tarafta bir mutluluk oluşturur muydu?

Ya da bağın düzelmesi için kendi kapısının önüne bakma gereği duyması gerekenlerin üzerine bunu söylemiş olabilir mi acep ola? Bunu da bilmem gerektiği hususunda bir kanıya sahip değilim. Hadi burayı düzeltelim deme gayretinde olan ile olmayan arasındaki makas farkının yansıması sosyolojik bir bulgunun beşeriyete dair yansıması olduğu gibi, hala bir medeniyet tefekkürünün oluşmadığının kanıtı sayılmaz mı? Fakat burada pireye kızıp yorgan yakma derdinde olmamakta sonuçta ciddi bir irade varlığının göstergesidir.

Ezcümle; herkesin kendine göre gündelik tecrübenin eseri olan bir düzeni vardır. Tikel bazlı bir düzendir bu elbette… Kolektif bir düzenden bahsetmiyorum burada… Aklınıza şu da gelmesin evrensel insan hakları gibi deli saçması olan batılı anlayışın uydurduğu kendinde yansıması olmayan bir anlayış falan değil bu. Bağın düzensizliğine dair var olan durumun bir düzen olduğu kanısı ile bir başkasının beklentiye dair oluşturduğu düzen anlayışı da sonuçta öznel bakış açısına dair yorumlar silsilesidir. Fakat sonuçta konuya mevzu olan bir bağ söz konusu ortada.

Vel hâsılı; su neredeyse gemi orada… Müşkül neredeyse çözüm orada… Bağ neredeyse çözüm üretecek öznenin varlığı orada… Her şeyi kapsam alanından çıkartıp mevzuyu karışıklığın tam merkezinden uzaklaştırıp ya da uzaklaştırma gayretinde olmak ve bunu cümleye bir konu haline getirmek, mevzudan uzaklaşmaktan başka bir şey olmayacaktır. Bu olay mahalini terk etmekten başka bir şey değildir. Kamu spotu mahiyetinde şunu söyleyebilirim. Diyar da bizim, deve de bizim…

Sağlıcakla kalın…

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri