MEHMET TOPUZ

-YENİ- DİJİTAL VİCDAN MESELESİ

DİJİTAL VİCDAN MESELESİ

Vicdanın, manuel alandan çıkıp, dijital alana evrilmesi bu asrın karakteristik yapısına bağlı bir dönüşümü de anlatmaktadır. Teknolojinin ilerlemesine yönelik yatırımlar dünya nezdinde yeni keşfedilen bir mevzu olmadığı gerçeği sadece var olanın üzerine eklemeyle yol aldığı ilmin sabitesidir.

Ve konunun nesnel alanını bir dağıtıma maruz bırakmadan önce vicdanı sosyolojik bulgular neticesinde dijital alana yönlendirmek belki anlık bir algı oluşturabilir. Fakat bu bir kurtuluşa vesile olur mu diye de; sormak gerekir? Kim; neyden ve niçin kurtulmak ister. Galiba cevap hazır ve nazır bir şekilde beklemekte; o da vicdanın, görünmeyen varlığından olsa gerek.

Son dönemlerde hatırlayacaksınız, insanlar yediği yemeğe kadar sosyal medya platformlarına atıp; beğeni alma peşindeydi. Hala yapanlar var mı bilmiyorum? Buradaki anlayış galiba insana dair psikolojik verilerden kaynaklı olsa gerek. Anlaşılmayan alan ise şu; insan bu… Üzgün ya da mutlu olabilir… Çok mu görmek gerekir bunu… Hayır. Sonuçta bir varlıktan bahsediyoruz. Ancak insanların bakış açısında var olan psikolojik sorunlar, bir başkasını da hasta etmeye başlamışsa; yapılması gereken acilen karantinaya almak olsa gerek.

Ya da el âlem ne der hastalığı… İnsanların sana ne; ya da bana ne; demeleri gereken konular ile dememeleri gereken konular arasında bilinçli bir ayrım yapma eşiğinde olmaması da sosyolojik bir problem. El âlemin ne dediği ya da ne diyeceğinin insanın varlık alanına hükmetmesi yeni ismiyle mahalle baskısı; temsil alanında güven problemlerine neden olabilir.  Ve insan mahalle baskısından kaçmak için mi; sosyolojik alanda dijital vicdan alanına evrildi diye; sormak gerekmez mi? Edebe, ahlaka, iyiye ve güzele yönelik yapılması gereken mahalle baskısının etki alanını kalkıp; sen kendi istememezlik alanından kaynaklı bir uygulamaya tabi tuttuğunda denilecek cümle şu olsa gerek. Buyur buradan yak. Sonra beşeriyet; insanlığını bu anlamda temsil edemediğinde; sosyal medya platformlarında kendi düşüncelerine dair; bir temsil alanı mı bulmaya çalışıyor?

Manuel vicdan alanını; teknolojiden sonra ve teknolojiden önce diye bu kavramı ikiye ayırmak gerekecek gibi durmakta. Tabi burada anlaşılan teknolojiye dair iddia edilen; insanların yaşam standartlarına kolaylık getiren sadece telefonun anlaşılması da bir yönüyle içler acısı. Çünkü insan bildiğinin dostu; bilmediğinin düşmanı olmaya çok yatkın bir nokta da. Ve bu manuel alanda kimse; görünür olma telaşında değildi. Telaşında olmaması da şu gerekçeyle değerlendirmek gerekecek gibi durmakta. İnsanın eline güç geçtiğinde ne yaptığına bakmak gerekir. Çünkü eline geçen güce bağlı; manuel alandaki vicdanını; bir algılama eşiğinde dijital vicdan alanına yönlendirmişte olabilir. Tabi üzerinde düşünülmesi gereken uzun soluklu bir kavram konuştuğumuz.

Var olan bu durum sonuçta orta da. Herkesin malumu… Fakat gelecekte bir bıkkınlık halinin sosyolojik alanda başladığı gerçeğini bundan belki on yıl sonra konuşabiliriz. Artık yavaş yavaş etkisini yitirdiğini; sosyal medya platformlarında paylaşılan yeni ismiyle dijital vicdan rahatlatma senfonisine çokta rağbet kalmadığı gibi güveninde azaldığını da söyleyebilirim. Sadece vicdan rahatlatma terapisinin yanı sıra; dijital vicdan alanından uzakta insan, görünür olmak gibi bir takım beşeriyete dair hasletleri de barındırabilir içerisinde. Bu da insana dair normal gözükebilir. Buna yeni normallerimiz denilebilir mi?

Sonuçta; lumpen bir dijitalleşme alanında son kelime de şu olabilir. Reklam kokan hareketler denilebilir. Buna dair ise; yukarı paragraflarda konuyu konuştuk. Sonuç ise; dijital atık…

 Sağlıcakla kalın.

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri