MAHMUT ALİ CENGİZ KÖROSMANOĞLU

TÜRKİYE’DE GÜBRE KRİZİ VAR MI?

TÜRKİYE’DE GÜBRE KRİZİ VAR MI?

 “Stoklar Yeterli, Peki Fiyatlar Neden Artıyor?”

Dünya artık küçük bir köy; bir yerde kopan fırtına, çok geçmeden başka coğrafyaların semasını karartıyor. Hiçbir hadise, sadece çıktığı yerle sınırlı kalmıyor; dalga dalga yayılıyor, herkesi etkisi altına alıyor.

28 Şubat 2026’dan bu yana ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın buna verdiği karşılıklar, Orta Doğu’yu geniş çaplı bir çatışma alanına çevirmiş durumda. Yaşananlar, uluslararası düzenin iddia edildiği gibi kurallara değil, çoğu zaman güç dengesine göre işlediğini bir kez daha gösteriyor.

“Medeniyet”, “demokrasi”, “insan hakları” gibi kavramlar ise bu tabloda evrensel ilkeler olmaktan ziyade, çoğu zaman güç sahiplerinin kendi çıkarlarıyla uyumlu olduğu ölçüde hatırlanan değerler hâline geliyor. Uygulamada görülen şu ki; bu kavramlar her coğrafyada aynı hassasiyetle işletilmiyor, farklı toplumlar için farklı standartlar devreye giriyor. Tam bir orman kanunu bu. Medeniyet, çağdaşlık, demokrasi… Hepsi hikâye. Batı, bir yerde bir menfaat görsün, hiç düşünmeden saldırır, üstelik hiç kimseyi umursamadan. Demokrasiden anladığı sadece kendine işlediği kadardır; insan haklarından anladığı sadece kendi insanının haklarıdır; özgürlük sadece kendi milletine uyguladığı kadardır. Kendi dışındaki herkesi bu kavramların dışında tutar.

Sonuçta ortaya çıkan manzara, ideal ile gerçek arasındaki mesafenin ne kadar açıldığını gösteriyor: Söylemde evrensellik, pratikte ise barbarlık hâkim.

Bu savaştaki en kritik gelişme: İran'ın Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapatması (veya trafiği büyük ölçüde engellemesi). Bu boğaz, dünya petrolünün %20'sini, LNG'sinin önemli kısmını ve küresel gübre ticaretinin yaklaşık %30-33'ünü taşıyor.

Bu savaş öncelikle tarımı etkileyecek. Tarımın en büyük maliyet unsuru gübreler ve enerjidir. Türkiye hem gübre hem de enerji anlamında tedariğinin büyük bir kısmını dışardan sağlamaktadır. Bu da fiyat anlamında direkt olarak dünyadaki gelişmelerin etkisinde kalacağı muhakkaktır. Ülkemizde şu an ve gelecekte de gübre temin noktasında bir problem yoktur. Çünkü Türkiye bir geçiş bölgesindedir; enerji ve ulaşım hattı üzerindedir. Bu yüzden hem enerji hem de gübre temini noktasında bir sorunla karşılaşmayacaktır. Fiyat dalgalanmalarından etkilenecektir.

Küresel ölçekte yaşananlara baktığımızda tablo nettir:

Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte enerji akışı sekteye uğramış, bunun doğal sonucu olarak gübre üretim maliyetleri sert şekilde yükselmiştir. Zira azotlu gübre üretimi doğalgaza bağımlıdır ve maliyetin %60-70’i doğrudan enerji girdisidir. Bu nedenle enerji fiyatlarındaki her artış, gecikmeksizin gübreye yansır.

Nitekim üre ve amonyak fiyatlarında %35-40’ları bulan artışlar, piyasada sıradan bir dalgalanma değil; arz güvenliğine dair ciddi bir riskin işaretidir. Üretim tesislerinin devre dışı kalması, lojistik hatların tıkanması ve sigorta maliyetlerinin sürdürülemez seviyelere çıkması, küresel gübre piyasasını kırılgan bir zemine taşımıştır.

Ancak Türkiye açısından meseleye daha soğukkanlı ve yapısal bir yerden bakmak gerekir.

Türkiye, gübre tedarikinde tek bir coğrafyaya bağımlı bir ülke değildir. Rusya, Kuzey Afrika ve diğer alternatif kaynaklar, zaten mevcut tedarik yapısının önemli bir parçasıdır. Bu nedenle Hürmüz kaynaklı bir daralma, Türkiye için doğrudan bir “ürün yokluğu” anlamına gelmemektedir.

Nitekim mevcut veriler de bunu teyit etmektedir:

Bugün itibarıyla Türkiye’de gübre stok problemi bulunmamaktadır. Mevcut stoklar, bahar sezonunun ilk safhasını karşılayabilecek düzeydedir. Dolayısıyla piyasada oluşan fiyat artışlarının tamamını “reel maliyet artışı” ile açıklamak mümkün değildir.

Burada karşımıza çıkan asıl mesele şudur:

Piyasa, her zaman gerçeklere göre değil; beklentilere göre hareket eder.

Savaşın oluşturduğu belirsizlik, üretici ve bayi nezdinde “yarın daha pahalı olacak” algısını güçlendirmiştir. Bu da talebin öne çekilmesine, yani panik alımlarına yol açmıştır. Tarım Kredi Kooperatifleri’nin günlük satışlarının iki-üç katına çıkması, bu psikolojik dalganın en somut göstergesidir.

Bu noktada açıkça ifade etmek gerekir:

Türkiye’de bugün yaşanan fiyat artışının önemli bir kısmı, fiziki bir kıtlıktan değil; beklenti kaynaklı bir piyasa davranışından beslenmektedir.

Ancak mevcut durumun, yani fiyat artışlarının sebeplerinin olduğunu da göz ardı etmememiz lazım. Burada fiyat artışlarının sebeplerine baktığımız zaman, bunun dünyada meydana gelen gelişmelerle bağlantılı olduğu bir gerçektir. Küresel emtia piyasaları, "yerel" ve "küresel" fiyatların birbirinden tamamen ayrıştığı kapalı sistemler değildir. Fiyat oluşumunda dört temel kanal devreye girmektedir:

Körfez'deki üreticiler (Katar, Suudi Arabistan, BAE, İran) küresel üre piyasasının fiyat yapıcılarıdır. İran'ın dahil olduğu bir çatışma ortamında, bu ülkelerin ihracatı aksadığında, arz daralır ve küresel fiyatlar yükselir. Türkiye, gübresinin bir kısmını Rusya'dan alsa bile, Rus üreticiler artan küresel fiyattan satış yapma eğilimine girer. Türkiye'nin Rusya'dan ithal ettiği üre, artık küresel piyasa fiyatından işlem görmektedir. Bu, fiyat artışının Türkiye'ye de yansımasının ana nedenidir.

Gübre üretiminin maliyetinin %60-70'ini doğalgaz oluşturmaktadır. Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapanması, küresel enerji piyasalarında doğalgaz ve ham petrol fiyatlarında sert yükselişlere neden olmuştur (Avrupa doğalgazında %50+ artış olmuştur). Bu durum, Rusya veya Türkmenistan gibi "Kuzey" kaynaklarından tedarik edilen gübrenin üretim maliyetini de artırmaktadır. Gübre fabrikaları, hammaddesi enerji olan tesislerdir; enerji fiyatı arttığında, gübrenin üretim maliyeti nereden gelirse gelsin artar.

Çatışma bölgesi olan Basra Körfezi'ne yakın sularda seyreden tüm gemilerin sigorta primleri "ekonomik olarak sürdürülemez" seviyelere çıkmıştır. Bu durum sadece Körfez'den çıkan gemileri değil, bölgeden geçen tüm ticari gemileri etkilemektedir. Türkiye'nin ithalat yaptığı diğer rotalar (Kızıldeniz, Süveyş, Akdeniz) üzerindeki navlun maliyetleri de artan genel risk algısı nedeniyle yükselmiştir.

Körfez üreleri, tipik olarak Avrupa ve Akdeniz havzasına yönelirken, bu arz kesildiğinde, Avrupalı alıcılar Rusya, Kuzey Afrika veya diğer kaynaklara yönelmektedir. Bu durum, "Kuzey" olarak tanımlanan tedarikçilerin üzerindeki talebi artırmakta ve onların da fiyatlarını yükseltmektedir.

"Türkiye'nin bugün itibarıyla gübre stok problemi yoktur. Çiftçiler panik alımından kaçınmalıdır."

Nitekim GÜBRETAŞ ve Tarım Kredi Kooperatifleri'nin resmi açıklamalarıyla büyük ölçüde örtüşmektedir. GÜBRETAŞ Genel Müdürü Aytaç Onkun, bahar dönemi ihtiyacının planlandığını ve çiftçilerin endişeye kapılmaması gerektiğini vurgulamıştır. Tarım Kredi Kooperatifleri'nin satışlarının savaşın başlamasıyla günlük 10 bin tondan 20 bin tona çıkması, arz güvenliğine yönelik psikolojik bir endişeyi göstermektedir, ancak bu stokların yetersiz olduğu anlamına gelmez.

Türkiye savaş başladıktan sonra gübre konusunda tarımın etkilenmemesi için pozisyon aldı, önlemler geliştirdi.

Üre Gübresinde Gümrük Vergisi Sıfırlandı

Üre Gübresi İhracat ve Transit Yasaklandı

Yerli Üretimi Aktive Etme: 10 Yıllık Yasak Kaldırıldı – Amonyum Nitrat Kullanımına İzin verildi.

Stok Yönetimi ve Tedarik Hızlandırıldı. Savaşın başladığı ilk andan itibaren özel sektörle koordinasyon kuruldu.

Türkiye açısından mevcut durum bir “arz krizi” değil; doğru yönetilmezse bir “fiyat ve üretim krizi”ne dönüşme potansiyeli taşıyan bir süreçtir.

Unutulmamalıdır ki tarım sektörü, sadece ekonomik değil; aynı zamanda stratejik bir alandır. Bu alanda oluşacak en küçük kırılma, zincirleme etkilerle gıda fiyatlarına, enflasyona ve toplumsal refaha yansır.

Sonuç olarak; küresel ölçekte ciddi bir gübre krizi yaşanmaktadır. Ancak Türkiye’de bu krizin etkileri, büyük ölçüde yönetilebilir durumdadır. Eğer doğru politikalarla hareket edilirse bu süreç bir krize dönüşmeden atlatılabilir. Aksi halde, olmayan bir kıtlık algısı, gerçek bir üretim krizine dönüşebilir.

Çünkü tarımda asıl tehlike, çoğu zaman yokluk değil; yokluk korkusudur.

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri