- 26 Ocak 2026 - KELİMELERİN GÖLGESİNDE AİLE: ‘EŞ’ Mİ, ‘KARI-KOCA’ MI?
- 11 Ocak 2026 - AKSA TUFANI: SESSİZLİĞE KARŞI BİR HURUÇ, İNSAN ONURUNA BİR ÇAĞRI
- 01 Ocak 2026 - DANIŞTAY KARARI ÜZERİNDEN ÜRETİLEN YANILSAMALAR VE HUKUKİ GERÇEKLER
- 03 Aralık 2025 - AYM’NİN TARİHİ KARARI: YAŞAM HAKKININ ÖNÜNDE HİÇBİR ŞEY DURAMAZ
- 30 Ekim 2025 - DEPREM GERÇEĞİYLE YÜZLEŞME ZAMANI
- 21 Eylül 2025 - ÖĞRETMENİN İTİBARI ÇÖKERSE, EĞİTİM DE ÇÖKER
- 12 Eylül 2025 - BARINMA HAKKI VE YENİ FİNANSMAN MODELLERİ: SOSYAL DEVLET NEREDE DURMALI?
- 07 Eylül 2025 - “TAS KAFA” YASAĞI: YASAKÇILIK DEĞIL, ÇOCUKLARI KORUMAK
- 27 Ağustos 2025 - ZORUNLU EĞİTİMDE YENİ YOL HARİTASI: 12 YIL DAYATMA YERİNE 8 YIL ESNEKLİK
- 21 Ağustos 2025 - GAYRİMENKUL SERTİFİKASI: YANLIŞ ZEMİNDE BÜYÜYEMEYEN BİR FİKİR
- 05 Ağustos 2025 - EV SAHİBİ OLMAK HAYAL Mİ OLDU?
- 06 Haziran 2024 - KÖPEK TERÖRÜ İSTATİSTİKLERİ
- 11 Mayıs 2024 - BAŞIBOŞ KÖPEK SORUNU VE TÜRKİYE YÜZYILI MİLLİ EĞİTİM MÜFREDAT MODELİ
- 02 Mart 2024 - MODERN DİSTOPYA ÖRNEĞİ: 28 ŞUBAT POSTMODERN DARBESİ
- 03 Ocak 2024 - GAZZE’DE YAŞANAN ZULME SESSİZ KALMAYANLAR
- 10 Haziran 2022 - Başıboş Köpek Sorunu İnsanların Haklarını İhlal Eden Bir Sorundur
- 18 Mart 2022 - Çanakkale Deniz Zaferi Ve Rachel Corrie'nin Direnişi
- 08 Mart 2022 - 8 Mart Günü Bizim İçin Niçin Önemlidir, Ne Anlam İfade Etmektedir?
- 28 Şubat 2022 - Darbeler ve İnsan Hakları İhlalleri
- 19 Şubat 2022 - Kâğıdın ve Yazının Serüveni
MEHMET ALTUNTAŞ
MESCİTTE ÇOCUK SESİ: SÜNNETİ DOĞRU ANLAMAK
MESCİTTE ÇOCUK SESİ: SÜNNETİ DOĞRU ANLAMAK
Son günlerde “Çocukları camiye getirmeyin” tartışması etrafında kopan fırtına, aslında bir niyet değil bir usul meselesidir. Ne camiler çocuk parkıdır, ne de çocuklar caminin yabancısıdır. Mesele, dengeyi âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed’in (s.a.v.) sünnetinde aramak ve oradan hareketle bugünün sorunlarına çözüm üretmektir.
Peygamberimizin Mescidinde Çocuk Vardı
Efendimiz’in mescidi hayatın içindeydi. Çocuk da vardı, kadın da vardı, misafir de vardı.
Torunları Hasan bin Ali ve Hüseyin bin Ali henüz küçücükken mescitte dedelerinin omzuna tırmanırdı. Rivayet edilir ki secdede sırtına çıkmışlar, Efendimiz secdeyi uzatmıştı. Namazdan sonra “Çocuklarım sırtıma bindi, acele etmek istemedim.” buyurmuştu.
Bu tablo bize iki şey söyler:
Birincisi, mescitte çocuk vardır.
İkincisi, çocuk bahanesiyle ibadet ciddiyeti terk edilmez; bilakis sabır ve merhametle yönetilir.
Bir başka rivayette, namazda bir çocuğun ağlama sesini duyduğunda namazı kısa tuttuğu aktarılır. Çünkü annenin gönlünün daralmasını istememiştir. Bu, çocuklu cemaate karşı empati ve kolaylaştırma ilkesidir.
Ama aynı Peygamber, saf düzenine dikkat eder; mescid adabını öğretir; ölçüyü korur. Sünnet sadece “müsamaha” değildir; aynı zamanda “terbiye”dir.
“Getirmeyin” Demek Sünnete Uygun mu?
“Çocukları camiye getirmeyin” demek, genelleyici ve sert bir ifadedir. Nitekim birçok kişinin itirazı da buradan doğuyor. Haklı olarak şu deniyor:
Çocuk camiden kovulursa gönlü kırılır.
Camiden soğuyan bir neslin vebali ağırdır.
Zaten odasına kapanmış bir nesle bir de cami kapısı mı kapatılacak?
Bu itirazlar yabana atılamaz. Çünkü din hayatın içindedir; ruhbanlık yoktur.
Ancak öte tarafta da şu gerçek var:
Teravihte bağrışmalar, saflar arasında koşuşturmalar, hatta torpil patlatma gibi uç örnekler… Cemaatin namazı terk ettiği camilerden söz ediliyor. Bu da görmezden gelinecek bir durum değildir.
Sorun Çocuk mu, Ebeveyn mi?
Asıl mesele çocuk değil, ebeveyn tutumudur.
Çocuğu camiye getirip arka safta başıboş bırakmak doğru değildir. “Ben rahat namaz kılayım” diye çocuğu cemaatin ortasına salmak da doğru değildir.
Eskiler ne yapardı?
Dede sağa bir torunu, sola bir torunu alır; hem namazı hem adabı öğretirdi. Tiyatroda bağırılmadığı gibi camide de bağırılmayacağını anlatırdı. Eğitim, birlikte durarak verilirdi.
Dolayısıyla doğru ifade şudur:
Çocukları camiye getirin ama sahipsiz bırakmayın.
“Allah’ın Bekçileri” Meselesi
Bir başka yara da şudur:
Çocukken camide azarlanmış, gönlü kırılmış nice insan vardır. Kendini “Allah’ın bekçisi” zanneden sert yüzlü tavırlar, çocukların kalbinde derin izler bırakmıştır.
Bu konu ile ilgili Cem Karaca'nın çocukluğunda camide yaşadığı bir anısını dinlemiş olabilirsiniz. O da benzer bir hadise yaşadığı için gönlü kırılmıştır camiden uzun süre uzak kalmıştır.
Bu tavır da sünnete aykırıdır. Çünkü Efendimiz çocukları mescitten kovmamış, bilakis mescidi onların hayatına açmıştır.
Ne ifrat ne tefrit…
Ne “saldım çayıra”, ne de “kapıyı kapattım dışarıya”.
Çözüm Ne?
- Ebeveyn sorumluluğu:
Çocuk camide yanınızda durmalı. Uyarı tatlı-sert olmalı. Sınır konmalı.
- Cemaat sabrı:
Çocuk sesine tahammül etmeli; fakat ölçüsüzlüğü de görmezden gelmemeli.
- Mekânsal düzenleme:
Camiler eski külliye mantığına dönmeli. Çocuklar için etkinlik alanları, rehberlik hizmetleri oluşturulmalı. Üniversitelerin çocuk gelişimi ve ilahiyat bölümleriyle işbirliği yapılabilir.
- Eğitim dili:
“Getirmeyin” değil, “Doğru getirin” denmeli.
- Camilerimizin Mehabeti
Evet, caminin bir mehabeti, bir dinginliği, bir haşmeti vardır. O saygınlık korunmalıdır. Ama bu saygınlık çocuk sesine düşmanlıkla değil; edep öğretimiyle sağlanır.
Şunları belirterek yazıma son vermek istiyorum:
Peygamberimizin mescidinde çocuk vardı.
Ama o çocuk, sahipsiz değildi.
Biz de camilerimizi hem çocukların yuvası, hem ibadetin huşû mekânı kılmak zorundayız. Sünnet bize yolu gösteriyor:
Merhamet + Terbiye = Denge.
Bâki selamlar.
23 Şubat 2026 Ankara
Mehmet Altuntaş




Henüz Yorum yok