DR. OSMAN UTKAN

BİR SEVGİLİLER GÜNÜ YAZISI

BİR SEVGİLİLER GÜNÜ YAZISI

Annemin vefatından birkaç ay geçmişti ki bir arkadaşım bana: “Annenin olmaması nasıl bir duygu?” diye sormuştu. Ben ise içimdeki dolmak bilmeyen boşluğu: “Sanki bir daha kimse beni sevmeyecek gibi geliyor.” diye söylemiştim.

Yaşın kaç olursa olsun, annen varsa sana kol kanat geren vardır. Hiçbir şey yapamasa da annenin sana ettiği dualar, senin için yaşadığı endişe bile insana şifa oluyor. Bir insan için annesinden başkası derde düşmüyormuş. Karşılıksız sevginin ne demek olduğunu annemden öğrendim. Annesi olmayınca insan, kendi derdi ile baş başa kalıyormuş. Anası ölünce bir kişi, kimsesiz kalıyormuş.

Rahmetli Doğan Cüceloğlu gözyaşlarıyla yaptığı bir söyleşisinde annesinin, kendisi küçükken hastalıktan öldüğünü anlatır. Ölümü ve ayrılığı ilk defa iliklerine kadar hissettiğini ve bunu “Annen yok! Kimsen yok!” diyerek havsalamıza kazımıştı. İnsanın, kimsesiz olunca, kimseden bir şey istenmeyeceğini de ağlayarak dile getirmişti.

Annemin ben daha dört beş yaşlarındayken babamla sabah namazlarına kalktıkları ve namaz sonrasında yaptıkları duaları bugünkü gibi hatırlıyorum. Annemin dualarında genel olarak çocukları ve çocuklarının iyiliği ve selameti vardı. Çocukları için dualarında bereket, bol rızık, iyilik, güzellik, güvenlik ve esenlik gibi birçok isteğe yer verirdi. Bunları Allah’tan ısrarla ve inatla bazen de gözyaşları ile istemeye devam ederdi.

Ben çocuk aklımla yaşadığımız zor şartlara bakarak “Allah bunların (yani annemin ve babamın) dualarını kabul etmiyor!” derdim. Bu kadar dua ve dilek kabul olsaydı bu sıkıntıları ve yokluğu yaşamazdık, diye düşünürdüm. Ama gün geldi Rabbimizin annemin ve babamın dualarının bütünüyle kabul ettiğini de bizatihi gördüm. Muhakkak Allah dualara icabet edermiş. Annem ve babam bir ömür boyu çocukları için dua etmeye devam ettiler.

Onlar göçtüğünden beridir, “bana dua eden yokmuş gibi geliyor” aynı zamanda. Haliyle bizim için, derde düşen de olmuyor. Artık kendim dua etmeyi öğrendim, annemden ve babamdan sonra. Dua işinde deyim yerindeyse, iş başa düştü. Hem kendime hem çocuklarıma hem de bildiğim tanıdıklarıma sürekli dua etmeyi öğrendim. Şurası ilginçtir ki, kendim için ettiğim dualarda bile onların yaptığı kadar kendime yer vermiyorum.

Annem göçtüğünden beridir bana sevgi ile bakan kimse de olmadı. Çünkü karşılıksız sevgi ve şefkat bakışları anneden başkasında bulunmuyormuş. Ne eşte ne arkadaşta o sonsuz şefkati içinde barındıran bakışlar olmuyor, olmayacak. Ben dahi kendime, anneminki gibi, sıcak ve şefkatli bir şekilde bakamıyorum.

Evladına en çok üzülenler annelerdir. Sizin tırnağınız ağrısa onların yürekleri kanarmış. Bazen bir sıkıntım olduğunda onun üzüldüğünü görürdüm. Şimdi bakıyorum da ben kendime onun kadar üzülmüyordum.  Önemli bir sıkıntımın olmadığını düşünüp fazla kafaya takmadığım halde; annem ise benden farklı olarak olanı biteni oldukça ciddi görür ve buna çok üzülürdü.

İş böyle olunca, haliyle her türlü yaramızı onlar yani anneler sarıyor.  İnsanın derdine çilesine onlar koşuyor. Hiçbir şey yapamasalar bile şifalı elleriyle gözyaşlarımızı siliyorlar. Şimdilerde, onların yokluğunda, her düştüğümüzde artık kendimiz kalkmak zorunda kaldık. Varsa yaralarımızı kendimiz sarmak zorunda kaldık.  

“Zamanla geçer onun geride bıraktığı boşluk” diyordum. “Zamanla azalır bu hasret” diyordum ama öyle olmuyormuş. Zaman geçtikçe ona duyduğum özlem daha da çoğaldı. Ondan geriye bende ne kaldı derseniz, tek kelime ile “pişmanlık” derim. Bütün bu güzelliklerine ve iyiliklerine rağmen ben ona hakkıyla layık olmadığımı düşünüyorum. Pişmanlığım da buradan geliyor.

En basiti, fedakâr ve cefakâr anneme bir kere dahi “Aney seni seviyorum!” diyemedim mesela. Bugün mezarına gidip söylediğim, oluyor. Mutlaka beni duyuyordur. Gelin görün ki şimdi sadece soğuk mezar taşına dokunabiliyorum. Onun sıcacık elleri yok artık. Şefkatli bakışları yok artık. Bende ise yapabilecekken yapamadıklarımın nedameti var. Bunun sonucunda mezarını her ziyaret ettiğimde döktüğüm gözyaşlarım var, sadece.

Annelerimiz ve babalarımız daha yaşıyorken onların kıymetini bilelim. Onlar daha duyuyorken, görüyorken ve yanı başımızdayken onlara sevdiğimizi söyleyelim. Cennet sebebi olan o insanlara “Seni çok seviyorum! “İyi ki varsınız!” “Allah sizi başımızdan eksik etmesin” gibi güzel sevgi sözcüklerini sıralayalım. Bu sevgimizi samimi bir şekilde gösterelim.

Unutmayalım ki “Bazı sevgilerin yarını yok!”

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri