- 10 Mart 2026 - 8 MART’TA VEDA HUTBESİNİ HATIRLAMAK
- 03 Mart 2026 - 28 ŞUBAT: HUKUKUN UNUTTUĞU GÜN, HAFIZANIN UNUTMADIĞI GERÇEK
- 23 Şubat 2026 - MESCİTTE ÇOCUK SESİ: SÜNNETİ DOĞRU ANLAMAK
- 26 Ocak 2026 - KELİMELERİN GÖLGESİNDE AİLE: ‘EŞ’ Mİ, ‘KARI-KOCA’ MI?
- 11 Ocak 2026 - AKSA TUFANI: SESSİZLİĞE KARŞI BİR HURUÇ, İNSAN ONURUNA BİR ÇAĞRI
- 01 Ocak 2026 - DANIŞTAY KARARI ÜZERİNDEN ÜRETİLEN YANILSAMALAR VE HUKUKİ GERÇEKLER
- 03 Aralık 2025 - AYM’NİN TARİHİ KARARI: YAŞAM HAKKININ ÖNÜNDE HİÇBİR ŞEY DURAMAZ
- 30 Ekim 2025 - DEPREM GERÇEĞİYLE YÜZLEŞME ZAMANI
- 21 Eylül 2025 - ÖĞRETMENİN İTİBARI ÇÖKERSE, EĞİTİM DE ÇÖKER
- 12 Eylül 2025 - BARINMA HAKKI VE YENİ FİNANSMAN MODELLERİ: SOSYAL DEVLET NEREDE DURMALI?
- 07 Eylül 2025 - “TAS KAFA” YASAĞI: YASAKÇILIK DEĞIL, ÇOCUKLARI KORUMAK
- 27 Ağustos 2025 - ZORUNLU EĞİTİMDE YENİ YOL HARİTASI: 12 YIL DAYATMA YERİNE 8 YIL ESNEKLİK
- 21 Ağustos 2025 - GAYRİMENKUL SERTİFİKASI: YANLIŞ ZEMİNDE BÜYÜYEMEYEN BİR FİKİR
- 05 Ağustos 2025 - EV SAHİBİ OLMAK HAYAL Mİ OLDU?
- 06 Haziran 2024 - KÖPEK TERÖRÜ İSTATİSTİKLERİ
- 11 Mayıs 2024 - BAŞIBOŞ KÖPEK SORUNU VE TÜRKİYE YÜZYILI MİLLİ EĞİTİM MÜFREDAT MODELİ
- 02 Mart 2024 - MODERN DİSTOPYA ÖRNEĞİ: 28 ŞUBAT POSTMODERN DARBESİ
- 03 Ocak 2024 - GAZZE’DE YAŞANAN ZULME SESSİZ KALMAYANLAR
- 10 Haziran 2022 - Başıboş Köpek Sorunu İnsanların Haklarını İhlal Eden Bir Sorundur
- 18 Mart 2022 - Çanakkale Deniz Zaferi Ve Rachel Corrie'nin Direnişi
- 08 Mart 2022 - 8 Mart Günü Bizim İçin Niçin Önemlidir, Ne Anlam İfade Etmektedir?
- 28 Şubat 2022 - Darbeler ve İnsan Hakları İhlalleri
- 19 Şubat 2022 - Kâğıdın ve Yazının Serüveni
MEHMET ALTUNTAŞ
BİR TARİHÇİNİN ARDINDAN: İLBER ORTAYLI’YI HATIRLAMAK
BİR TARİHÇİNİN ARDINDAN: İLBER ORTAYLI’YI HATIRLAMAK
Türkiye yakın zamanda önemli bir tarihçisini kaybetti. Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın ardından yapılan değerlendirmeler ise iki uç arasında gidip geliyor: Onu bütünüyle yüceltenler ve sert şekilde eleştirenler. Oysa bir insanı anlamanın yolu, hem hatıralarını hem fikirlerini birlikte değerlendirmektir. Bu yazı; öğrencilerinin anlattığı hatıralar, Filistin meselesi etrafındaki tartışmalar ve son yıllardaki bazı siyasi görüşleri ışığında İlber Ortaylı’yı daha bütünlüklü bir çerçevede değerlendirme denemesidir.

Bir insanın vefatından sonra onu konuşmak kolay değildir. Hele ki söz konusu kişi hem bir dönemin sembol akademisyenlerinden biri hem de binlerce öğrencinin zihninde “hoca” olarak yer etmiş bir isimse… Böyle zamanlarda toplum iki uç arasında gidip gelir: Ya bütünüyle yüceltir ya da bütünüyle mahkûm eder. Oysa hakikate en yakın duruş, insanları bütün yönleriyle değerlendirebilmektir.
Türkiye yakın zamanda önemli bir tarihçisini kaybetti: İlber Ortaylı. Onun ardından yazılanlara ve anlatılanlara bakınca karşımıza sadece akademik tartışmalar değil, aynı zamanda güçlü hatıralar da çıkıyor. Çünkü bazı insanlar kitaplarından çok öğrencilerinin hafızasında bıraktıkları izlerle yaşarlar.
Mülkiye’de Bir Hoca
1990’lı yıllar… Türkiye’nin siyasi ve kültürel atmosferinin oldukça gergin olduğu dönemler. Üniversitelerde İslam’dan söz etmek çoğu zaman mesafeyle karşılanıyordu. İşte böyle bir dönemde Mülkiye’de ders veren Ortaylı’nın bazı öğrencileri, onun derste Kur’an’ın edebî yönünden bahsettiğini, hatta Yasin suresinden ayetler okuduğunu anlatıyor.
Bir öğrencinin hatırası oldukça dikkat çekicidir:
“Kimler imam hatipli?” diye sorar. Parmak kaldıranları tahtaya kaldırır. Arapça bir cümle yazdırır, doğru yazınca da “aferin” der.
Başka bir hatırada ise Peygamber Efendimize düşmanlığıyla bilinen Ebu Leheb’den söz açarak Tebbet suresini okutmuş, ardından Kur’an’daki ses uyumunun anlamla nasıl birleştiğini anlatmıştır. Kur’an’ın edebî mucizesine dikkat çekmesi öğrencilerinin hafızasında iz bırakmıştır.
Görünen Dindarlığa Dair Hatıralar
Onunla ilgili anlatılan bazı hatıralar ise kişisel hayatındaki dinî hassasiyetlere işaret eder. Öğrencilerinden biri Hacettepe civarında bir cuma günü buz gibi havada abdest alırken onu gördüğünü anlatır.
Başka bir hatırada ise Cebeci Camii’nde cuma namazına yetişmek için aceleyle camiye girip en arka safta namaza durduğu ifade edilir.
Yine bir başka anlatıya göre namaz çıkışı ilk dilencide para bozdurup cami çevresindeki dilencilere dağıtmıştır.
Elbette bir insanın imanının hakikati yalnızca Allah tarafından bilinir. Fakat bu hatıralar, onun en azından hayatının bazı anlarında dinle ve ibadetle bağ kurduğunu gösteren tanıklıklar olarak hafızalarda yer almıştır.
Bu yüzden birçok öğrencisi onun için şu duayı etmeyi tercih etti:
“Allah taksiratını affetsin.”
Tartışmaların Gölgesinde Bir Tarihçi
Elbette Ortaylı’nın fikirleri kamuoyunda tartışılmadı değil. Bilhassa Filistin meselesi hakkında yaptığı değerlendirmeler ciddi eleştirilere konu oldu.
Ortaylı’nın bazı konuşmalarında Osmanlı’nın son döneminde Filistin’de bazı toprak satışlarının gerçekleştiğini ifade ettiği biliniyor. Bu görüş, daha sert bir üslupla dile getiren Celal Şengör tarafından da desteklenmişti.
Ancak bu iddialara karşı çıkan tarihçiler de vardı. Örneğin Murat Bardakçı, Filistin’deki arazi satışlarının büyük kısmının bölge halkından ziyade Beyrut ve Şam gibi şehirlerde yaşayan büyük toprak sahipleri tarafından yapıldığını ifade ederek farklı bir çerçeve sunmuştur. Benzer şekilde Erhan Afyoncu da bazı rakamlarla bu satışların Filistin’in toplam yüzölçümü içinde oldukça sınırlı kaldığını dile getirmiştir.
Bu tartışma bize bir gerçeği hatırlatır: Tarih çoğu zaman sloganlarla değil, belgelerle konuşur.
Kemalizm Vurgusu ve Ayasofya Tartışması
Öte yandan Ortaylı’nın özellikle son yıllardaki bazı siyasi ve ideolojik vurguları da eleştirilerden azade değildir. Zaman zaman güçlü bir Kemalizm vurgusu yapması ve hatta Ayasofya’nın yeniden cami olarak açılmaması gerektiği yönündeki görüşleri, toplumun önemli bir kesiminde hayal kırıklığı oluşturmuştur.
Çünkü Ayasofya meselesi birçok insan için yalnızca bir mimari yapı değil, aynı zamanda tarihî ve sembolik bir anlam taşımaktadır. Bu nedenle bu konuda yapılan bazı açıklamalar, onu seven ve sayan çevrelerde bile ciddi bir rahatsızlık meydana getirmiştir.
Defin Yeri Tartışması
Ortaylı’nın vefatından sonra gündeme gelen bir başka tartışma da defin yeri meselesi olmuştur. Bazı bilgilere göre kendisinin Gelibolu’ya defnedilmeyi vasiyet ettiği ifade edilmesine rağmen, Fatih Camii haziresine defnedilmesi tercih edilmiştir.
Elbette bu tür kararlar çoğu zaman aile ve devletin birlikte aldığı kararlardır. Ancak bir insanın vasiyetinin mümkün olduğunca yerine getirilmesi hem kültürümüzde hem de İslam geleneğinde önem verilen bir husustur. Ayrıca Fatih Camii haziresi tarih boyunca çok özel şahsiyetlerin defnedildiği bir mekân olarak görülmüş ve bu konuda toplumda belirli hassasiyetler oluşmuştur. Bu sebeple bu kararın kamuoyunda tartışma konusu olması da anlaşılabilir bir durumdur.
İnsan, Fikir ve Hatıra
Bir insanın fikrini eleştirmek ile onu bütünüyle yok saymak aynı şey değildir. Bugün Ortaylı’nın bazı görüşlerini eleştirmek mümkündür. Ama aynı zamanda onun tarih merakını geniş kitlelere taşıyan bir figür olduğunu inkâr etmek de kolay değildir.
Belki de bu noktada İslam geleneğinin bize öğrettiği bir ölçüyü hatırlamak gerekir. Hz.Muhammed (sav)’e atfedilen bir hadis şöyledir:
“Ölülerinizi hayırla yâd ediniz.”
Bu söz, ölen insanları sorgusuz sualsiz övmek anlamına gelmez. Ama onların iyi yönlerini hatırlamayı, nihai hükmü ise Allah’a bırakmayı öğütler.
Bir Devrin Ardından
Her kuşak kendi sembol isimleriyle anılır. Türkiye’de tarih konuşmalarını televizyon ekranlarından kahvehane sohbetlerine kadar taşıyan bir kuşak için Ortaylı bu sembollerden biriydi.
Şimdi o kuşağın sayfaları yavaş yavaş kapanıyor.
Geride ise hem tartışmalar hem hatıralar hem de sorular kalıyor.
Ve belki de en doğru cümle şudur:
İnsanların kalplerini ve gerçek akıbetlerini bilen yalnızca Allah’tır.



Henüz Yorum yok