- 01 Ocak 2026 - AİLEMİZ VE MAHREMİYETİMİZ
- 01 Aralık 2025 - OLGUNLAŞMAK ÜZERİNE
- 20 Ekim 2025 - MUTLULUK ÜZERİNE
- 04 Ağustos 2025 - KALİTELİ YALNIZLIK YOKTUR
- 09 Mart 2025 - AZALARAK BÜYÜMEK
- 06 Ocak 2025 - RUTİN NİMETTİR
- 04 Kasım 2024 - ELEŞTİRİ ADABI
- 28 Ağustos 2024 - YENİ EVLENECEK OLANLARA ÖNERİLER
- 05 Haziran 2024 - ÖNCE AHLAK VE MANEVİYAT
- 25 Aralık 2023 - GENÇLER ALACAKLI, YAŞLILAR BORÇLU
- 11 Haziran 2023 - Kayserigaz! Lütfen Böyle Yapma!
- 20 Mart 2023 - İnsan Değişir Mi?
- 07 Eylül 2022 - Beklentilerden Beklediklerimiz
- 12 Mayıs 2022 - Saygı Denince Anlaşılan
- 04 Ocak 2022 - Ben de Seni
- 11 Ekim 2021 - Maske Düştü
- 25 Eylül 2021 - Lütfen Çabuk Gelmeyin!
- 25 Mayıs 2021 - Beynimizdeki Kamburlar
- 30 Mart 2021 - Lütfen Bekleyiniz
- 26 Şubat 2021 - Ölümüne Sevmeyin
- 27 Ocak 2021 - Önce Yaya’ymış, Sonra Ne Olmuş?
- 08 Ocak 2021 - Okumanın Gücünü Önemseyelim
- 21 Kasım 2020 - Meşgul Abiler
- 07 Kasım 2020 - Yapmayın Beyler
- 20 Eylül 2020 - Şampiyon Kayseri
- 02 Ağustos 2020 - Tükürün!
- 05 Mayıs 2020 - Dikkat! Kendi Engelin Sensin!..
- 13 Nisan 2020 - Geçmiş Peşini Bırakmaz
- 26 Mart 2020 - Gemileri Yakmadan Önce...
- 09 Şubat 2020 - Abi Yemin Et!
- 20 Ocak 2020 - Araçlar Amaç Olunca
- 02 Ocak 2020 - Aşka Uçma Kanadın Yanar !
- 16 Aralık 2019 - Ben Onu Çok Sevmiştim…
YUSUF YEŞİLKAYA
BİR YASTIKTA KOCAMAK

BİR YASTIKTA KOCAMAK
İnsanlar, boşanmak için evlenmezler elbette. Lakin günümüzde evlenenden çok ayrılan olduğunu görünce ürküyor insan. Sadece evlenecekler değil; sağlıklı toplum adına ebeveynler endişe ediyor. Bir zamanlar boşanma sözünü söyleyene kem gözle bakılırken, şimdilerde boşanmak evlilikten daha doğal bir eyleme dönüştü. Tüik verilerine göre boşanmaların % 33,7 si evliliğin ilk 5 yılında, % 21,3 ü ise evliliğin 6-10. yılları arasında gerçekleşiyor. Bırakın mezara kadar süren evlilikleri, 40-50 yıllık ulu çınarları… Evliliklerimiz, 5 sene bile dayanmıyor.
Evliliklerin uzun ömürlü olması için ne yapmalıyız? Bir yastıkta kocamak, sadece bir deyim mi? Yoksa gerçekten böyle uzun ömürlü bir evlilik mümkün mü? Elbette mümkün. Mümkün olmasaydı anne babalarımızın evliliği mezara kadar olmazdı. Peki, ne yapmalıyız uzun ömürlü evlilikler için?
Denklik, sadece bir kavram değil; terazide kefelerin dengede durmasıdır. Birbirine denklik olarak yakın çiftlerin ilişkisi, daha uzun ömürlü oluyor. Maddi ve manevi herhangi bir alanda üstünlüğü olan, diğerine üstünlük taslayabiliyor. Bu durum ilişkiyi zedeliyor. Yaş, güzellik, yakışıklılık, inanç, yaşam biçimi, gelir durumu, asalet gibi parametrelerin eşit olmasa bile birbirine yakın olması, hayat yolunda daha sağlıklı bir yol arkadaşlığı imkânı sunuyor.
Samimi bir niyet, sağlıklı bir yuvanın en önemli temelidir. Ama sadece niyet, tek başına yetmiyor. Bu güzel niyeti, besleyen koruyan ve büyüten etkenler var. Dikkat edilmesi gereken hususlar var. Şimdi gelin bu hususlara birlikte bir göz atalım.
İletişim problemi yaşadığınızda, trip atmayın. Ne hissettiğinizi açıklayın. Kapıyı çarpıp çıkmak, küsmek, odaya çekilmek işin en kolay yanıdır. Ama çözüm üretmez. Trip atmak yerine duygularınızı ifade edin. “Kırıldım, çünkü …...” Şeklinde içten ifadeler, muhatabın kalbinde empati oluşturur.
Herhangi bir konuda problem yaşandığında, gün içerisinde o problemi çözüme kavuşturmak. Sorunu ertesi güne taşımamak önemlidir. Sorunların da elbette büyüğü küçüğü var. Ama çözümü mümkün olan sorunların, çözümünü erteleyip, soruna sebep olan tarafın önüne ısıtıp ısıtıp tekrar koymak… Haklı olma telaşının dışında bir işe yaramaz. Oysa evlilikte haklı çıkmak değil; mutlu olmak asıl hedef olmalıdır.
Yaşadığımız problemlerden dolayı eşimizi eleştirmek yerine çözüm üretmek daha sağlıklı bir yöntem olacaktır. Çünkü eleştirilerde az da olsa suçlama hatta bazen aşağılama olabilir. “Neden böyle yaptın?” , “”Herkes yaptıysa senin de yapman gerekmezdi.” “Bunu nasıl düşünemedin?” İfadeleri olumsuz etki bırakır. Bunların yerine daha yapıcı ve çözüm içeren ifadeler kullanabiliriz. “Sen bilirsin ama şöyle olsa daha iyi olur.” Niyet üzüm yemekse mutlaka çözüm bulunur. Amaç bağcıyı dövmekse, aile mahkemesi ilk durak olur.
Sakin kalmak ile sessiz kalmak aynı şey değildir. Bir problem karşısında sakinliği korumak, soğukkanlı davranmak, haklı çıkmaya çalışmamak, yapıcı bir tutumdur. Oysa sessiz kalmak, problemleri halının altına süpürmeye benzer. Sessiz kalmak, çiftleri birbirinden uzaklaştırır. Kavga eden çiftlerin bile uzlaşma imkânı varken; sessiz kalmayı tercih edenlerin ilişkileri uzun ömürlü olmuyor. Her sessiz kalma durumu, aynı duyguyu ifade etmez elbette. Bazen susmak, kabullenişi ifade eder. Bazen de konuşacak bir şey kalmadığı anlamına gelebilir.
Niyet okumak veya niyet okumasını beklemek, olumlu katkı sağlamaz. “Beni anla!” türünden ifadeler, ilişkiyi zedeler. “Beni anla” türünden beklentiler, “Beni hiç anlamadın” şekline dönüşürse umutlar tükenmeye başlar. Bunların yerine net olmak, isteğini tam olarak ifade etmek her iki tarafın yararına olur. Unutmayalım ki, uzun ömürlü evliliklerde bile çiftler, birbirlerini uzun yıllar sonra anlamaya başlıyorlar.
Aynı anda konuşup haklı çıkmaya çalışmayın. Sırasıyla konuşup anlaşmaya çalışın. Aynı anda konuşmalar, söz yerine sesini yükseltmeler, ortamın elektriğini yükseltir. Bağırarak konuşan haklı olduğunu zanneder, kendini haklı göstermeye çalışır. Anlaşılmaya çalışmak, anlamaya çalışmak empatik bir davranıştır. Bunun için ise konuşmanın yanı sıra dinlemesini de bilmek şarttır.
Eleştiri mutlaka yapılacaksa hedefimiz şahsiyete değil, davranış olmalıdır. Hatalı olarak gördüğümüz davranışın düzeltilmesini isteyebiliriz. Bunun için eksik veya kusurlu davranışı net olarak ifade etmek, niçin rahatsız olduğunu belirtmek, çözüme giden bir çabadır. Oysa davranışı bırakıp muhatabın kişiliğini hedef almak, tolere edilebilir bir durum değildir. Şahsiyete yapılan eleştirilerin çözüme de katkı sağlaması beklenmez.
Evliliği sürdürmek, krizlerden kurtarmak için tarafların karşılıklı fedakârlık yapması takdir edilecek bir davranıştır. Ama fedakârlığın karşılıklı olması şarttır. Taraflardan biri feda ederken diğeri kâr ediyorsa; bunun adı evlilik değil ticaret olur. Hayatın her alanında olduğu gibi evlilik kurumunda da denge şarttır. Denge, olmazsa olmazdır. Tek taraflı yapılan fedakârlıklarda bir süre sonra duygusal tükenmişlik yaşanmaya başlar. Bu da ister istemez evliliği sona götürür.
Eşimiz, marketten aldığımız bir ürün değildir. Tanıştığımız günkü gibi durmaz. Bazen istediğimiz yönde bazen de onaylamadığımız yönde değişimler olabilir. İlk gün görmediğimiz, görsek bile bizi rahatsız etmeyen davranışlar zamanla bizi huzursuz edebilir. Bu durumda istediğimiz yönde değiştirmeye çalışmak işe yaramaz. Bunun yerine karşılıklı olarak gelişmeye çalışmak, hem ilişkiyi kurtarır hem tarafları rahatsız etmez. Çünkü bizim istediğimiz ile olması gereken, her zaman örtüşmeyebilir.
Yaşadığımız her güzel anı, anıyı sosyal medyada paylaşmak ilişkiye zarar verebilir. Unutmayalım ki, haset kişilerin uykusu hafif olur. Şayet bir güzellik yaşıyorsak, bırakın sadece biz bilelim ve biz yaşayalım. Herkesin bilmesine gerek yok.
Bütün bu saydığımız hususlar işe yarayabilir. Ancak her evlilik tıpkı parmak izi gibi, kendine özeldir. Benim evimde uyguladığım ve başarılı olduğum bir yöntem, başkasının evliliğinde işe yaramayabilir. Bu nedenle genelleme yapmak yerine ortak akıl ile çözüm üretmeye çalışmak, muhtemelen daha çok işe yarayacaktır.
Yusuf YEŞİLKAYA




Henüz Yorum yok