MEHMET TOPUZ

OLMAYACAK DUAYA “ÂMİN” DEME…

OLMAYACAK DUAYA “ÂMİN” DEME…

Uzun soluklu bir hikâyedir bu aslında… İnsanın var olma ve varlığının karşılık bulduğu coğrafi vakitlere kadar uzanan bir hikâye… Kavramsal gündelik söylemler içerisinde deyim olma nispetinde karşılığı olması hasebiyle önemli bir mevzudur bir yönüyle…

Anlatılmak isteneni anlatmak gibi bir gayrette çokta bulunmak istemediğimi şimdiden ifade edebilirim. Çünkü herkesin malumu olanın herkese malum olmuş olmamasından kaynaklı bir ön kabule sahibim bu konuda… Bazen okuyucular arasından yer yer bir şey anlamadığını ifade edenler oluyor. İlk etapta şaşıyorum. Sonrasında bir şey de söylemiyorum. Ne söyleyebilirim ki… Nasihat mı etmeliyim ya da tavsiye de bulunmalı mıyım? Olmayacak duaya “âmin” demiş olur muyum? Böylece… Tabi bu bir nikbinlik ve bedbinlik hali değil. Tabi burada üstün konumda olmuş gibi bir gaflete de sahip değilim. Öznenin kendisi bir anlayış alanına sahip değil elbette burada…

Bu deyim aslında bak çarpılırsın dikkat et; demek gibi bir şey… Olmayacak olana talip olmak ve bu uğurda mücadele etmek fakat sonuçlarının istenilen gibi olmamasından kaynaklı bir ruh halini barındırmakta. Olmayacak olana ya da olmaması gerekene talip olma gibi dengeleri alt üst edecek bir durumsal kavram alanından bahsediyorum burada… Anlaşılması gerekeni anlatmak ile anlaşılması gerekene dair yeni bir kavram alanı açmak arasında bir mücadele alanı burası…

Ve buradaki anlamsal kargaşa alanı sonuçları itibariyle bedbinlik halini beraberinde getirebilir. Sonrası malum, olacak varmış… Zaten bu konu da olan olmuştur; olmayacak olanın olmasından kaynaklı, olmuşluk hali ise mevzunun ta kendisi. Belki de beşeriyetin fikri hafıza da sığındığı liman ve yanılsama halidir burası. Şöyle insanın masala inanması ile kendi masalına inanması arasında çok fark vardır.

Olmayacak duaya “âmin” deme durumundan kaynaklı insan kendisi için neyin iyi ya da kötü olduğu bilgisine sahip olmayabilir. Uzun vadede bir mevzudan bahsediyorum burada… Bu felsefenin falanca epistemoloji alanından tamamen uzakta gündelik bilginin ürünü olan zihinsel endüstri alanına dair bir şey değil… Buna netice ile akıbet kavramları arasında terazinin kollarında eşit dağılıma sahip olmayan değerler dizgesi diyebilirim. Çünkü sonuçlarının olumlu ya da olumsuz olması halinden kaynaklı bir masala ihtiyacı olabilir. Bu masal ifadesine dair edebi anlamda bir masaldan bahsetmiyorum; insanın kendisine dair bir masal bu…

Neticeyi bilmem fakat akıbet ne ola; demek ise burada daha anlamlı hale gelmekte… Şimdi bu kısıma dair birkaç kelam etmek gerekecek gibi durmakta…

Netice aslında daha yalın haliyle karşılar insanı dünya da… Gündeliktir… Sonuçları da gündeliktir. Uzun vadede olmayan bir plandır bu aslında… Gündelik çıkar ya da gündelik faydadan başka bir şey değildir. Uzun vadede kazandığını düşünen insanın yanılsamalarından oluşur. Bu yanılsama bir gaflet halidir belki bu anlamda… Ve netice; akıbetin ne olacağına dair bir öngörüye de sahip değildir. Uzun soluklu olmayan bu maraton neticeye dair bir süreçtir. Akıbet ise; çöllerin gerçekliğine sahip ve taliptir. Uzun solukludur. Soğuk çöller de bu cümlenin kapsama alanındadır.

Ve bu arada olmayacak olan tam bir netice alanıdır diyebilir miyim? Neticeye bakıp akıbete yol çizmek gibi bir kavrayış alanına sahip değilim. Böyle bir kavrayış alanına sahip olmak ise; yorumdan başka bir şey değildir. Onun kıymet takdiri sonuçta alıcısına bağlıdır. Hangi zihin nasıl bir değerler dizisi ile alıcı olma potansiyeline sahipse yoruma olan inancı da o derece bir kuvvete sahip olacaktır. Uzun mevzu…

Ya da üzülmeli miyiz? Olmayacak duaya “âmin” demiş… Yazık diye… Sonuçta bu da sosyolojik bir bilinç hali değil mi? Olmaması gerekenin olmaması da böylece önemlidir. İki kere ikinin her zaman dört etmeyeceğini bilmek gerekecek gibi durmakta… Sağlıcakla kalın…

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri