MEHMET TOPUZ

KUZEY KUTBU BİR SAVAŞ ALANI MI? -YENİ-

               KUZEY KUTBU BİR SAVAŞ ALANI MI?

Birinci dünya savaşından bu yana beşeriyet nezdinde var olan gelişmeler; yani toprak paylaşımı gibi faktörler ne yazık ki sömürgeci devletler tarafından tam anlamıyla tatmin edici seviyeye ulaşmadığı görülmektedir.

Konuyu sadece kuzey ya da güney kutup alanları çerçevesinde değerlendirmek konunun belki bir kısmıdır. Dünya nezdinde gücün hukukuna dayanan devletlerin, gözdağı vermeye yeltendikleri bütün bir coğrafi alandaki gelişmeler, siyaset kavramının üzerinde seyretmektedir. Çünkü diplomasi, insan hakları gibi kavramların temsilcisi olduğunu iddia etmek ile temsil etmek arasındaki fark ise; ciddi bir makas farkına uğradığı görülmektedir.

Yeni yüzyıl savaşlarının içerikleri fiiliyattan, kültür emperyalizmine, dijital emperyalizm gibi alanlara doğru kayarken, buna karşı da bir savaş alanının ekonomik göstergeler üzerindeki etkisi sonuçta tüm dünyayı sarsar; duruma evirilmiştir. Önceki medeniyetlerin ortaya koyduğu çalışmalar sadece ticaret kavramı ile etkileşim sağladığı gibi bazen medeniyetlerin bu anlamda coğrafi koşullara bağlı etkileşimi de söz konusu değildi. Fakat bu yüzyıl içerisinde birçok anlayış değişime uğradı. Artık sınırlar kalmadı; diyebiliriz. Kültürler arası etkileşimin bütün içeriğini dijital alanda görmek; etki ve tepki faktörünün ana iskeletini belirlemiş durumda.

Kuzey kutbunun bir savaş alanı olup olmadığı mevzusuna geçmeden önce şu kısma dair coğrafyanın siyasi alanını da konuşmak gerekecek gibi durmakta. Anklav toprak parçaları ile eksklav toprak parçalarının yönetimi hususunda insan haklarına saygı ifadesini dilinden düşürmeyen batılı anlayışın kültür emperyalizmi ile elinde tuttuğu alanları kaybetme korkusu; ikinci dünya savaşından kalma paylaşım alanlarını elde tutma hususunda korkuya neden olduğu görülmektedir.

Kuzey ve güney kutup alanlarının bir savaş alanı olup olmadığına gelince; bildiğiniz üzere yıllardır süregelen bir küresel ısınma mevzusu var. Kutuplarda yer edinen milyon yıllık buzulların eridiği hususunda söylemler beşeriyet nezdinde yerini korumaya devam ediyor. Bu söylemlerin şeklen görüldüğü gibi olup olmadığı üretilen içeriksel söylemlere göre bir gelişim mi gösteriyor; sorusu da ayrı bir tartışma alanı. Şayet küresel ısınma sonucunda kara parçasının gün yüzüne çıkmasından kaynaklı küresel şirketlerin değerli madenler hususunda buraya göz dikmiş olmaları da emperyalizmin dünya sömürgeciliği adına yeni bir boyut kazandığını söylemek doğru olmaz.

Bu alanlar jeolojik zaman tablosuna göre; dünyanın fiziki anlamda oluşumundan birçok alana kadar yeni buluşlara ev sahipliği yaptığı hususunda bilimsel araştırmalar söz konusu. Evren de dünyayı tanıma telaşına ev sahipliği yapan bu alanların, değerli madenler ile kesişim noktasında yer edinmesi ve amacından sapan haçlı seferlerinin gelecek yüzyılda yeni bir alana, batılılar nezdinde yönlenmesi bu çağın felaketleri arasında sayılabilir. Başlı başına beşeri bir felaket…

Çünkü batının ekonomik temel parametresi ağırlıklı olarak üretime tabi olan ürünü bedavaya getirme düşüncesidir. Bu düşüncenin temelinde bedavaya gelmesine katkı sağlayan başka ulusların değerli madenleri büyük alan kaplamaktadır. Ve böylece zarara konu olmadan aynı ülkelere bunları pazarlamaya devam ediyorlar. Tabi bunu pazarlar iken; kendi dillerini ve kültürlerini ihracat malzemesine konu ettikleri malumunuz…

Sonuç olarak bütün bu argümanlar neticesinde kuzey kutup bölgesi bir savaş alanı mı diye sorulduğunda; konunun dönüp dolaşıp geldiği yer batının ve batılı düşünce anlayışının ürettiği kapitalizmin yaşamasıdır. Ölmeye yüz tutan kapitalizmin çöküşü batının saldırganlığını artırdığı gibi gelecekteki gücünü de korumaya yönelik refleksi de sonuçta korkunun temelini oluşturmaktadır. Sağlıcakla…

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri