- 11 Ocak 2026 - AKSA TUFANI: SESSİZLİĞE KARŞI BİR HURUÇ, İNSAN ONURUNA BİR ÇAĞRI
- 01 Ocak 2026 - DANIŞTAY KARARI ÜZERİNDEN ÜRETİLEN YANILSAMALAR VE HUKUKİ GERÇEKLER
- 03 Aralık 2025 - AYM’NİN TARİHİ KARARI: YAŞAM HAKKININ ÖNÜNDE HİÇBİR ŞEY DURAMAZ
- 30 Ekim 2025 - DEPREM GERÇEĞİYLE YÜZLEŞME ZAMANI
- 21 Eylül 2025 - ÖĞRETMENİN İTİBARI ÇÖKERSE, EĞİTİM DE ÇÖKER
- 12 Eylül 2025 - BARINMA HAKKI VE YENİ FİNANSMAN MODELLERİ: SOSYAL DEVLET NEREDE DURMALI?
- 07 Eylül 2025 - “TAS KAFA” YASAĞI: YASAKÇILIK DEĞIL, ÇOCUKLARI KORUMAK
- 27 Ağustos 2025 - ZORUNLU EĞİTİMDE YENİ YOL HARİTASI: 12 YIL DAYATMA YERİNE 8 YIL ESNEKLİK
- 21 Ağustos 2025 - GAYRİMENKUL SERTİFİKASI: YANLIŞ ZEMİNDE BÜYÜYEMEYEN BİR FİKİR
- 05 Ağustos 2025 - EV SAHİBİ OLMAK HAYAL Mİ OLDU?
- 06 Haziran 2024 - KÖPEK TERÖRÜ İSTATİSTİKLERİ
- 11 Mayıs 2024 - BAŞIBOŞ KÖPEK SORUNU VE TÜRKİYE YÜZYILI MİLLİ EĞİTİM MÜFREDAT MODELİ
- 02 Mart 2024 - MODERN DİSTOPYA ÖRNEĞİ: 28 ŞUBAT POSTMODERN DARBESİ
- 03 Ocak 2024 - GAZZE’DE YAŞANAN ZULME SESSİZ KALMAYANLAR
- 10 Haziran 2022 - Başıboş Köpek Sorunu İnsanların Haklarını İhlal Eden Bir Sorundur
- 18 Mart 2022 - Çanakkale Deniz Zaferi Ve Rachel Corrie'nin Direnişi
- 08 Mart 2022 - 8 Mart Günü Bizim İçin Niçin Önemlidir, Ne Anlam İfade Etmektedir?
- 28 Şubat 2022 - Darbeler ve İnsan Hakları İhlalleri
- 19 Şubat 2022 - Kâğıdın ve Yazının Serüveni
MEHMET ALTUNTAŞ
KELİMELERİN GÖLGESİNDE AİLE: ‘EŞ’ Mİ, ‘KARI-KOCA’ MI?
KELİMELERİN GÖLGESİNDE AİLE: ‘EŞ’ Mİ, ‘KARI-KOCA’ MI?
Modern dilde masum bir tercih gibi görünen “eş” kelimesi, aslında kadını ve erkeği birbirine benzeterek aile kavramının kökünü zedeliyor; oysa “karı-koca” ifadesi farklılık içinde birliği, fıtratın dengesini anlatır.
Bir toplumun dili, onun hafızasıdır. Hafızasını kaybeden bir millet, kimliğini de yitirir. Bugün “karı-koca” demeye çekinir hale geldik; yerine “eş” diyoruz. Kulağa modern, tarafsız, hatta kibar geliyor. Ama gerçekten öyle mi? Yoksa, farkında olmadan bizi kimliksizleştiren, cinsiyetsizleştiren bir dil kayması mı yaşıyoruz?
Türkçede “koca” bilge demektir, dağ demektir. “Karı” ise, o dağın başını süsleyen kar gibi saf, temiz ve örtücü olan kadını temsil eder. Kadın ve erkek, birbirinin aynı değil; birbirini tamamlayan iki ayrı cevherdir. Birisi akıldır, diğeri gönül; biri sığınak, diğeri sıcaklık… İşte “karı-koca” ifadesi bu dengeyi, bu tamamlayıcılığı taşır.

Bugünse “eş” kelimesi, bu derin manayı silip süpürmüş durumda. “Eş” sözcüğü, farkları değil benzerlikleri ifade eder. Oysa insan, yaratılış itibarıyla farklıdır; kadın kadındır, erkek erkektir. Farklı olmak, eşitsizlik değildir; tam tersine, hayatın uyumunu mümkün kılan şeydir.
Kelimeler sadece seslerden ibaret değildir; anlam taşır, yön verir. Dilimizi dönüştürenler, zamanla düşüncemizi de dönüştürür. “Eş” kelimesinin aşırı nötr bir biçimde yaygınlaştırılması da bu dönüşümün bir parçası olabilir. Batı dillerinde “husband-wife”, “man-woman”, “mari-femme” gibi ayrımlar korunurken, bizde bu ayrımın silinmesi dikkat çekicidir. Çünkü insan hakları, farklılıkları yok saymakla değil, onları saygıyla korumakla mümkündür.
Üstelik Türkçe ve edebiyatımız, bu zenginliği anlatacak sayısız güzel kelimeye sahip:
Bir kadın, “karım”, “hanımım”, “sultanım”, “zevcem” ya da “refikam” olabilir.
Bir erkek, “kocam”, “beyim”, “efendim”, “reisim” diye anılabilir.
Bu kelimeler birer saygı, sevgi ve aidiyet ifadesidir; soğuk bir “eş” kelimesinden çok daha fazla duygu ve bağ taşır.
Her biri, aile kurumunun içindeki hiyerarşiyi değil, nezaketi ve karşılıklı hürmeti yansıtır.
Kadın ile erkeği aynı potada eritmeye çalışan söylemler, aslında her iki cinsin de fıtratına haksızlık eder. Kadın, doğası gereği zarafet ve merhametin; erkek, dirayet ve koruyuculuğun timsalidir. Ne biri diğerinin üstündedir ne de biri ötekine benzeyerek özgürleşir. Özgürlük, fıtratın inkârında değil, kabulünde saklıdır.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey şudur: “Eş” olmak değil, “karı-koca” olabilmektir. Çünkü “eş” benzerliği anlatır, “karı-koca” ise birliğin, tamamlayıcılığın ve sevgideki ahengin sembolüdür.
Gerçek aile, iki insanın birbirine benzemesiyle değil, birbirine yürekten eşlik etmesiyle kurulur.
Ve işte o zaman, Furkân Suresi’nde bildirilen dua anlam bulur:
“Rabbimiz! Bize zevcelerimizden ve nesillerimizden göz aydınlığı olacak kimseler ihsan eyle.”
Kelimeleri geri alalım; çünkü kelimeler, insanı geri alır.
Gerçek “kar”ını, gerçek “koca”sını bulma dileğiyle…
Mehmet Altuntaş





Henüz Yorum yok