DR. OSMAN UTKAN

YENİ PANDEMİ: DİJİTAL BAĞIMLILIK

YENİ PANDEMİ: DİJİTAL BAĞIMLILIK

Bir önceki yazımızda vebaya benzettiğimiz “dijital bağımlılık” için bu yazımızda pandemi yakıştırmasını yapmayı tercih ediyorum. Pandemi kavramına, Kovit19 Salgını münasebetiyle yabancı değiliz. Yakın geçmişte yaşadığımız pandemi, hala hafızamızda tazeliğini korumaktadır. Malum olduğu üzere, salgın süreçlerinde bütün dünyada sıkı önlemler alınmıştı. Bizim ülkemizde de ciddi tedbirlere başvurulmuştu. Bu yazı da dijital bağımlılıklara karşı alınacak önlemleri pandemide olduğu gibi oldukça sert bir şekilde bir şekilde uygulamamız gerektiğine vurgu yapmaya çalışacağım.

Dijital bağımlılıkla ilgili yazılan yazılarda gerek başlıkların gerekse içerikleri korkutucu olması için çaba sarf ettiğimi, itiraf etmeliyim. Bunu yaparken insanları bu tehlikeye karşı korkutmayı amaçlıyorum. Çünkü insanlar dijital bağımlılıkları diğer bağımlılıklar gibi (alkol, kumar ya da uyuşturucu bağımlılıkları gibi) tehlikeli görmemektedir. Bunun sonucu olarak farkında olmadan, zaman içerisinde, büyük zararlar ortaya çıkmaktadır. Zararlı etkileri uzun süreli olarak ortaya çıkan bu bağımlılığa karşı, insanları acil bir şekilde uyarmamız gerektiğini düşünüyorum.

Pandemi sürecinde kişisel, toplumsal ve kamusal önlemler almıştık. Teknolojik bağımlılıkla ilgili olarak da bu tarz önlemleri almamız gerekmektedir. İnsanlarımızı korumak için gerekirse, sert bazı adımların atılması gerektiğini savunanlardanım. Çünkü konuyu araştırdıkça işin vahametini daha fazla müşahede etme fırsatını yakaladım. Gördüğüm tehlikeleri; gençlerin, çocukların ve ebeveynlerin görmemiş olması ya da bu tehlikeyi hafife almaları da oldukça tabidir.

Son yaşanan küresel salgında, hatırlandığı üzere kişisel tedbirlerden birisi, insanlarla mesafeyi korumaktı. Bu bağlamda kimseyle tokalaşmıyor ve temas etmiyorduk. Dijital bağımlılıkta ise mesafeleri ailemize, dostlarımıza ve sevdiklerimize karşı çoğaltmayı şiddetle tavsiye ediyoruz. Yakınlarımızla daha fazla zaman geçirmek, onlara dokunmak ve onlarla sohbet etmek bu bağımlılığa karşı alınacak en iyi tedbirlerin başında gelmektedir. Yakınlarımızla gerçekleştireceğimiz beraberlikler, ruhu iyileştirici özelliğe sahiptir. Eşimizle dostumuzla geçen zaman, kısa bile olsa, telefon ya da bilgisayarın vereceği mutluluğun çok ötesindedir.

Aynı şekilde yaşanan zorlu salgın sürecinde, ne yazık ki misafirlikler de neredeyse bitme noktasına geldi. Mesafeyi korumak adına kimse kimseye gitmez olmuştu. Ancak bu pandeminin aksine, dijital bağımlılıklarla mücadelenin en iyi yollarından birisi tekrar ziyaretleşmelerin sıklaştırılmasıdır.  Bu ziyaretlerde ise herkesin telefonlarını bırakması ve sadece samimi sohbet etmeleri ya da birlikte aktiviteler gerçekleştirmeleri önemlidir. Bazen bir masa etrafında ya da bir odada oturup da herkesin kendi telefonuyla uğraştığı ve kimsenin kimseyle sohbet etmediği ortamları sıklıkla görmekteyiz. Böylesi buluşmaların, dijital bağımlılıkla mücadelede hiçbir katkı sunmayacağı aşikârdır. Bu misafirliklerde ya da ziyaretlerde insanların birbiriyle sohbet edip hemhal olması önemlidir. Çocukların diğer çocuklarla etkileşim içerisinde olması ve birlikte oyunlar oynaması hayati önem taşımaktadır.

Sohbet demişken gençlik yıllarımızda vakıf faaliyetleri yapardık. Haliyle akranlarımızla fazlasıyla iletişim kurmak durumunda kalıyorduk. Yurtlarda ve evlerde kalan öğrenci arkadaşlara uğrayıp gecenin geç saatlerine kadar süren sohbetler ederdik. Bu uzun ve amaçsız sohbetlere de “geyik muhabbeti” derdik. (ayrıca bir yazıda “geyik muhabbeti” konusuna değineceğiz.) Bu yararsız ve uzun sohbetlerimize, büyüklerimiz tarafından uyarı geldiği olurdu. “Boş boş konuşmayın! Hayırlı işlerle uğraşın!” gibi ikazlar sıklıkla kulağımıza çalınırdı. Gün gelecek, insanlara “Geyik muhabbeti de olsa sohbet edin! Yeter ki sohbet edin!” diyeceğim, aklımın ucundan geçmezdi. Ama geldiğimiz noktada sohbetin ne kadar iyileştirici olduğunu fark ediyoruz ve şiddetle herkese tavsiye ediyoruz.

Pandemilerde kişisel olarak hasta olan insanlar, izolasyon uyguluyordu. Bu süreçte evde kalınırdı. Hastalığın daha fazla yayılmasını önlemek amacıyla uygulanan bir önlemdi. Dijital bağımlılıkta ise kişisel izolasyona, ya da diğer ifade ile, evde kalmaya karşıyız. Tam tersine evden çıkmayı topluma karışmayı önemli buluyorum. Dijital bağımlılıkla birlikte insanlarda, toplumdan kopuş başladı. Asosyal insanların sayısında ciddi oranda artışlar gözlenmektedir. Oysaki insan toplumsal bir varlıktır. Bu nedenle evin içerisinde kalıp ekrana maruz kalacağımıza; dışarıya çıkmak ve topluma karışmak, dışarda zaman geçirmek kesinlikle iyi gelecektir. Bu anlamda çocukların da dışarıda; parkta, bahçede aktivitelere katılmaları, onların sağlığına ve gelişimine iyi geleceği muhakkaktır.

Küresel salgınlarda kişisel olarak aldığımız önlemlerin çoğu, dijital bağımlılıklarla mücadelede geçerli değildir. Hatta o tedbirlerin tam tersine davranmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Asrımızın en önemli salgın hastalıklarından birisi de artık dijital bağımlılıklardır. Diğer salgın hastalıklara karşı nasıl ki sıkı bir mücadele veriliyorsa teknolojik bağımlılıklarla da sıkı bir mücadele edilmelidir. Çünkü bu tehlike her giden gün artarak devam etmektedir. Kişisel olarak önlemimizi almak zorundayız.

KAHROLSUN ZALİM ÇİN!
YAŞASIN DOĞU TÜRKİSTAN!

KAHROLSUN SİYONİST İSRAİL!
YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ FİLİSTİN!

 

 

 

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri