- 16 Ocak 2026 - SİYASAL ŞİRK ÜZERİNE KISA BİR ANALİZ; İLGİ DUYANLAR İÇİN -YENİ-
- 09 Ocak 2026 - SANA ÜMMET OLDUĞUMUZ DEVLET YETER!
- 03 Ocak 2026 - HZ. PEYGAMBER (S.A.V.), DİLİYLE ÂLİM GEÇİNEN MÜNAFIKLARA KARŞI İNSANLARI UYARMIŞTIR
- 26 Aralık 2025 - DÜNYALIK ENDİŞESİ OLANLAR OKUMASIN!!!
- 19 Aralık 2025 - İMANDA SENTEZ OLMAZ
- 12 Aralık 2025 - HADİS VE SÜNNETİ REDDEDENLERE REDDİYE
- 06 Aralık 2025 - ÇOCUKLARINIZ ARASINDA ÖPÜCÜKLERİNİZDE BİLE ADİL OLUNUZ
- 27 Kasım 2025 - GÜNDEMİ KİM BELİRLİYOR?
- 21 Kasım 2025 - ÇOCUK EĞİTİMİ ÜZERİNE
- 14 Kasım 2025 - NE İSTİSMAR NE DE İSTİHMAR
- 07 Kasım 2025 - KAVRAM KATLİAMI
- 31 Ekim 2025 - İNSANİ HİZMETLERİN BAŞLANGIÇ NOKTASI ANA-BABA HUKUKUNA RİAYETTİR
- 23 Ekim 2025 - TARİHSELLİK ÜZERİNE
- 17 Ekim 2025 - İSRAİLİYAT ÜZERİNE!!!
- 10 Ekim 2025 - CİHAD İZZET VE ŞEREF KAZANDIRIR
- 03 Ekim 2025 - SAHABEYİ ÇOK SEVİYORUZ
- 02 Ekim 2025 - ÂDİL YÖNETİMİN ŞİFRELERİ
- 21 Eylül 2025 - ANA SINIFLARI VE YOGA EĞİTİMİ
- 12 Eylül 2025 - MESCİD VE İMAM
- 05 Eylül 2025 - DEĞERLER EĞİTİMİ ÜZERİNE
- 29 Ağustos 2025 - TEVHİD-İ TEDRİSAT
- 21 Ağustos 2025 - NİTELİKLİ MÜSLÜMAN YETİŞTİRMEK ZORUNDAYIZ
- 17 Ağustos 2025 - ÂLİMLER İÇİN GÖREV TANIMI VE EĞİTİM-ÖĞRETİM
- 07 Ağustos 2025 - MÜNAFIK ZİHNİYETİN HAYATA BAKIŞI
- 04 Ağustos 2025 - ADİL SİYASETÇİ OLMAK İÇİN VAHYİN EĞİTİMİNDEN GEÇMEK GEREKİR
- 28 Temmuz 2025 - ZALİMİN ZULMÜ VARSA MAZLUMUN ALLAH'I VAR
- 22 Temmuz 2025 - KUDÜS'E BİR DE BU FETVADAN BAKALIM
- 21 Temmuz 2025 - İLGİLENENLER İÇİN METODİK BİR HATIRLATMA
- 31 Mayıs 2025 - MÜRŞİD-İ KÂMİL KİMDİR?
- 09 Temmuz 2023 - Zaman Ve Mekanla Kayıtlı Olmayan İbadet; Cihad
- 19 Nisan 2023 - Kötülüklere Karşı Tavırlı Olmak İmandandır
- 16 Şubat 2023 - İhtiyaç Fazlasını Vermek
- 03 Ekim 2022 - Ailenin Selameti İçin
- 20 Temmuz 2022 - Önderlik Konumu ve Sorumluluk
- 16 Nisan 2022 - Kimse Teklif Sahibi Müslümanları Sevmiyor!
- 30 Aralık 2021 - Faiz Düzenine Nefes Aldıranlar Utansınlar !
- 26 Aralık 2021 - Faiz Kur'an ve Sünnette Haram Kılınmıştır; Faize Para Yatırmayın
- 19 Aralık 2021 - Seherleri İhya Etmenin Üzerine
- 28 Kasım 2021 - Allah Teala'ya Karşı Edepli Olalım
- 06 Ekim 2021 - Emanete İhanet Etmeyelim
- 25 Eylül 2021 - Sünneti Doğru Anlamada Dört "T"
- 13 Eylül 2021 - Ailede Din Eğitiminin Verilmemesi Çocukları Şirke Düşürebilir.
- 11 Eylül 2021 - Yoksulluk Sorununa Dinimizin Bakışı ve Çözümü
- 08 Eylül 2021 - Tasavvufta Terakki ve Zikir Kavramları
MEHMET SÜRMELİ
BENCE ÇOK ÖNEMLİ !!! DİKKATLE OKUYALIM !!!
BENCE ÇOK ÖNEMLİ !!! DİKKATLE OKUYALIM !!!
Hz. Peygamber, Müslümanları etkiler endişesi ile kâfirlerle aynı yerde mesken tutmayı yasaklamıştır.[1] Müslümanlar ayrı bir siyasi yapı; dar’u-l İslâm inşa etmeli ve kâfir velayetini kabul etmemelidirler. “İslâm’ın halkalarının teker teker koptuğu bir zamanda”[2] insanlar karanlık geceler gibi fitnelerle karşı karşıya geleceklerdir. Bu fitne günlerini Resulullah (s.) şöyle tasvir etmiştir: “Kişinin bedeninin öldüğü gibi kalbi de ölecektir. Mü’min olarak sabahlayıp akşama kâfir olarak ulaşacaktır. Mü’min olarak akşamlayıp sabaha kâfir çıkacaktır. O günde insanlar dinlerini ve şahsiyetlerini az bir dünyalık karşılığında satacaklardır.”[3] Toplu irtidat da diyebileceğimiz bu durumu Hz. Peygamber, Nasr Suresi nazil olduğunda sureyi okuduktan sonra şu açıklamayı yaparak izah etmiştir: “İnsanlar bölük bölük İslam’a girdiği gibi, öyle bir zaman gelecek ki bölük bölük de dinden çıkacaklardır.”[4] Yukarıdaki rivayetlerin tamamı dinden dönme dediğimiz irtidatın tabana yayılacağına işaret etmektedir. Özellikle siyasal anlamda Müslümanların ve İslâm’ın koruyucusunun olmadığı dönemlerde ideolojilerin ithal edilmesiyle beraber dinden dönmeler; politeist, ateist, nihilist, pozitivist, deist, seküler, Marksist, kapitalist ve egzistansiyalist vb. tercihlerle artmıştır. Hatta bu dönemlerde ideolojilerle İslâm sentez edilmiş ve kokteyl mü’minler (!) türetilmiştir. Kimse bu zevata itikadi anlamda özgün olmadığını ve Müslüman olmadıklarını söyle(ye)memiştir. Söyleyememek kimsenin hayrına olmamıştır. En azından bilmeden irtidat edenler kazanılabilirdi. İrtidat daha da kitleselleşmeden, ulemanın etkin görev üstlenerek bu konuya el atması ve özellikle de gençleri bilgilendirmesi çok önemli bir vazifedir.[5]
Kitlesel bir irtidata karşı tüm mü’minlerin teyakkuz halinde olmaları gerekir. Çünkü irtidatı doğuran birçok neden vardır ama şunlar çok önemlidir.
1-Yahudi ve Hıristiyanların hayat tarzlarını üstün saymak suretiyle onlara benzemek; Ehl-i Kitabı ve diğer kâfirleri veli edinerek[6] onlara gönülden itaat etmek. Hz. Peygamber; “Yahudi ve Hıristiyanların yollarını adım adım, karış karış takip edileceğini”[7] bildirip mü’minleri uyarmıştır. Bu takip davranış ve düşünceye inanç ve üstün görme temelli yansıdığında irtidat ortaya çıkar. Bugün bu hayat tarzının modernite, batılılaşma ve yenidünya düzeni biçiminde Müslümanların hayatlarını istila ettiği görülmektedir.
2-Gönülden ve yakini anlamda Kur’an ve Sünnet’ten delillerini bularak iman edememek; taklitle ve çevrede buldukları ile yetinmek.[8] Veya İslâm dışı güçlerin müsaade ettiği kadar Müslüman olmaya razı olup dinde derinleşmemek. Dini alandaki cehalet ve tembellik zihinleri küfre açık hâle getirir. Cehalet de günahlar gibi, küfrün postasıdır.
3-İman edilecek hususlarda ayırım yapmak. Allah (c.), peygamberler, melekler ve kitaplar arasında sahih bir imana sahip olamamak, iman edilecek hususların bir kısmına iman edip bir kısmını reddetmek.[9] İman ve itikat alanlarını parçalamak. İmanı bölmek ve tecezzi ettirmek. İmana yüzde getirmek. İman bir bütündür, “Zarûrât-ı diniyeden birini inkâr eden dinin tamamını reddetmiş sayılır” hükmü iman ile ilgili hususlarda bir ayırım yapılamayacağına işaret etmektedir. Sırat-ı müstakim üzerine kalmak isteyenler bu hükmü iyi anlamak şarttır.
3-İslam’ı bir bütün olarak kabul etmeyip onun inanç sisteminin bir kısmını alıp hayata bakışını; sosyal, siyasal, iktisadi, eğitim ve hukuki alana hükmetmesini reddetmek.[10] Daha açık bir ifadeyle, hayatın genişlik alanını İslâm ile anlamlandırmayıp İslâm dışı dünya görüşlerini benimsemek insanı küfre açık duruma getirir.
4-Kâfirleri gönülden sevmek ve Müslümanlara karşı onlarla beraberliği yeğlemek.[11] Eğer bu sevgi onları veli edinmeye götüren bir sevgi ise durum daha vahimdir. Kur’an değil onları sevmek, kâfirlere sempati duymayı bile yasaklamıştır. Müslümanların aleyhine olarak küfür ehliyle ortak iş tutmak ise şiddetle yasaklanmıştır.
5-İslâmî değerlerle ve Müslümanlığın sembolleriyle alay etmek; alay edenlerle beraber olmak ve onlara tavır koymamak.[12] Din espri konusu olmayacak bir kurumdur. Şayet bu durumun ciddiyeti kavranamayacak olursa, insanlar bir sakınca görmedikleri şakaları yüzünden bile dinden çıkabilirler. Son yıllarda sanal âlem başta olmak üzere dini espriler çoğaldı ki bunun amacı İslâm’ı insanların gözünde itibarsızlaştırmaktır.
6-İslam’ın hükümlerine karşı, hüküm koyan ve tanrılık iddiasında bulunan; kendilerine mutlak itaat bekleyen siyaset ve din adamlarına kayıtsız şartsız teslimiyet.[13] Kur’an ve sünnet Müslümanlara, idarecilere ve ulemaya kayıtlı ve göreceli itaati ve sevgiyi öğretmiştir. Durum böyleyken siyasi ve dini liderlere mutlak itaat şirktir.
7-Şeytana ve şeytanlaşmış insanlara itaat edip onların düşüncelerini vahyin önüne koyarak ibadette bulunmak.[14]
8-Heva ve tutkuları ilahlaştırmak suretiyle vahyin karşısına yeni bir hayat tarzı olarak koyup hayatı onlarla anlamlandırmak.[15]
9-Allah’ı hakkı ile bilememek ve bu hususta bir çaba sarf etmeyerek cehalete razı olmak; marifette derinleşmemek. [16] bu hususta derinleşmek için Kur’an-ı Kerim’deki Mekkî ayetler, hadis külliyatının İman ve İslâm babları, Kur’an ve sünnetten çıkarımlarla yazılan akaid çalışmalarının iyi öğrenilmesi elzemdir.
10-Hz. Muhammed (s.)’in risaletini ve getirdiği şeriatı kabul etmemek; ona iman etmeden de Müslüman olunabileceğini savunmak. Hz. Muhammed’in peygamberliğini inkâr eden bir kimse Allah’ın birliğini kabul etse bile müşriktir.[17] Bu durumu Hz. Peygamber de şöyle açıklamıştır: “Bana iman etmeyen Allah’a da iman etmiş olamaz.”[18] Zira elçiyi gönderen Allah Teâlâ’dır. Elçiyi kabul etmeyen onu göndereni de kabul etmemiş demektir. Hanefi hukukçuları bu konuda şöyle bir beyanda bulunurlar: Kalbi ile Resulullah’a buğzeden herkes mürteddir. (İslam’dan çıkan bir kâfirdir.)[19] Abdullah b. Mesud’dan mervi bir hadiste adamın biri Hz. Peygamber’e gelmiş ve ‘Ya Resulallah! Bir adam ki Tevrat’a ve İncil’e inanıyor; Allah’a ve bu kitaplardaki peygamberlere de inanıyor. Fakat sana tabi olmuyor. Bunlar hakkında ne dersin?’ Bunun üzerine Hz. Peygamber şu cevabı vermiştir: “Beni, Yahudi veya Nasranî bir kimse işitir de peygamberliğime ve getirdiğime tabi olmazsa cehennemdedir.”[20] Elçiler arasında ayırım yapmak; “Bir kısmına inanıp bir kısmını reddetmek gerçek kâfirliktir.”[21] Konu ile ilgili Peygamberimizin şu buyruğunu iyi kavramak gerekir: “Bu ümmetten ister Yahudi ister Hıristiyan olsun, benim kendisi ile gönderilmiş olduğum şeyleri kabul etmeden ölürse mutlaka cehennemdedir.”[22] İrtidatın her türlüsünden korunmak için Hz. Peygamber’in getirmiş olduğu emir ve yasaklara sarılmanın öneminden dolayı bu açıklamaları yapmak zorunda kaldık. Muhammedsiz bir hayat tarzının kapıları devamlı küfre açıktır ve küfürdür. Çünkü Hz. Peygamberin bizzat kendisi ve getirdikleri; getirdiklerinin beyan, teşri ve temsili olan sünneti hidayettir.
Yukarıda sayılanlarla beraber, günahlara çokça dalmak, şaka ve esprilerde sınır tanımamak, imanı amellerle beslememek ve vahiy ile sürekli bir iletişim halinde olamamak gibi etkenler de her an insanı küfürle karşı karşıya getirebilir. Sonuçta kitlesel bir dinden dönme hadisesi yaşanılabilir veya halkı Müslüman olan birçok ülkede yaşanmaktadır. Bu vahim durumun olmaması için mü’minlerin kendileri ile ve çevreleri ile ilgilenmeleri elzemdir.
Kitlesel dinden dönmelerde çocuklara ayrı bir bahis açmanın önemi üzerinde kısaca durmakta fayda görüyoruz. Çünkü çocuklar nüfus olarak da önemli bir yer tutmaktadır. Müslümanların çocuk ve genç nüfusu ise diğer milletlere göre daha çoktur. Onların itikadi durumları ve fikri gelişimleri bilinerek yeni projeler yapılmalı ve gençlerin Müslüman kalmaları sağlanmalıdır. İslâm bilginleri irtidat olayının gerçekleşmesi için bir zorlamanın (ikrah-ı mülci) olmaması, kişinin akıllı ve akli olgunluk içerisinde bulunmasını şart koşmuşlardır. [23] İşte burada Sabiyyi akilin durumuna değinmek gerekir. Bu çocukların imanları ve küfürleri geçerli midir? Çocuk olmaları ve akli olarak tam bir olgunluk içerisinde bulunmamaları meseleyi fukaha arasında tartışılır hale getirmiştir. İmam Ebu Hanife ve öğrencisi İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, sabiyy-i âkil denen temyiz çağındaki çocuğun İslâm’ını da irtidadını da sahih saymışlardır. Hz. Ali ve çocukken Müslüman olan bazı sahabilerin İslâm’ının geçerli olmasını da örnek olarak vermişlerdir. Fakat çocuk, irtidat edecek olursa ona bir ceza verilemeyeceğini; İslâm’ın kendisine arz edilip öğretileceğini, hatta Müslümanlığa zorlanacağını söylemişlerdir. [24] Ebu Hanife’nin diğer öğrencisi Ebu Yusuf ise böyle bir çocuğun İslâm’ının geçerli fakat irtidatının sahih olmadığını beyan etmiştir.[25] Gerek Ebu Hanife ve arkadaşlarının gerekse diğer imamların görüşleri ve konu ile ilgili açıklamaları içtihadidir. İsabet etmiş de, etmemiş de olabilirler. Eğer çocukların durumu ile ilgili kanaatinde Ebu Hanife isabet etmiş ise bu durum velilere ağır bir yükümlülük getirmektedir. En çok sevdikleri bu varlıklarla; çocukları ile daha çok ilgilenmeleri gerekecektir. Hiçbir veli, Hz. Nuh’tan kıymetli değildir. Onun oğlu bile küfrü tercih ederek babası ile olan velayet bağını kopardıysa[26] bizim çocuklarımız da böyle bir durumla karşılaşabilirler. Bundan dolayı çocukların okudukları, baktıkları, kullandıkları iletişim araçları, eğlence hayatları, arkadaş çevreleri, eğitim ve öğretim kurumları, komşuluk ilişkileri vb. durumlar aileler tarafından iyi bilinmeli, kontrol edilmeli ve itikadi sapmalara karşı önlemler alınmalıdır. Aksi takdirde istemedikleri hâlde insanlar kâfir anası-babası da olabilirler. Modern dünyada ailenin, okulun, sosyal hayatın, eğlencenin, ticaretin, hukukun referansları vahiy olmayınca, İslâm dışı kurallarla yönetilen bütün ülkelerdeki Müslüman çocukları zihinsel anlamda küfre açıktır. İlkokuldan üniversiteye kadar pozitivist bir eğitim sürecinden geçen çocuk ve gençler irtidat tehlikesinin tam ortasındadırlar. Din kültürü dersi alan bazı aileler çocuklarının bu dersleri almamaları için uluslararası mahkemelere kadar başvururken, duyarlı Müslümanların(!), çocuklarının aldıkları pozitivist eğitim ve doğuracağı vahim neticeler için hiç ses çıkarmamalarının nedeni herhâlde küfre rıza değildir.
[1] Bak:Buhari, Edeb’ü-l Müfred, c.II, s.35, Suyuti, Celalettin, Cami’u-s Sağir, No:9997, c.II, s.580
[2] Ahmed, Müsned, C.IV, s.227
[3] Ahmed, Müsned, C.III, s.452
[4] Darimi, Mukaddime, 14, s.14; Heysemi, a.g.e, c.VII, s.281
[5] Bak: Maide 5/63
[6] Bak. Al-i İmran 3/100; Maide 5/51. Kur’an- ı Kerim’de Yahudi, Hıristiyan ve diğer kafirleri üst otorite edinmenin yasaklığı ile ilgili yaklaşık 200 e yakın ayet vardır. Konu ile ilgili Kur’an’da Velayet Kavramı ile ilgili çalışmamıza bakılabilir.
[7] Abdurrezzak, a.g.e, No:20764, c.XI, s. 369
[8] Bak:Al-i İmran 3/144
[9] Bak: Bakara 2/285, Nisa 3/136, 150-152, Hicr 15/90-92
[10] Bak: Bakara 2/208, Maide 5/44-47, Nisa 4/65, 105
[11] Bak: Hud 11/113
[12] Bak: Nisa 4/140, En’am 6/68, Tevbe 9/65-66
[13] Bak: Tevbe 9/31
[14] Bak: Yasin 36/60, Muhammed 47/25
[15] Bak: Furkan 25/43, Casiye 45/23
[16] Bak: Hac 22/73-74
[17] Hazin, a.g.e, c.I, s.162
[18] Ahmed, Müsned, c. VI, s.382
[19] Cezeri, a.g.e, c.V, s.429
[20] Suyuti, Celalettin, Esbab-ı Vurud’i-l Hadis, (tah: Yahya İsmail), 1998, s.313
[21] Nisa 4/151
[22] Müslim, 1, İman, 70, No:153, c. I, s. 134
[23] Zuhayli, a.g.e, c. VI, s. 185-6
[24] el- Mavsıli, Abdullah b. Muhammed, el- İhtiyar, Çağrı Yay, İst. 1980, c. V, s.148; Zuhayli, a.g.e, c.VI, s.185; Cezeri, a.g.e, c. V, s.434
[25] Cezer, a.g.e, c.V, s.435
[26] Bak: Hud 11/46 İman olmazsa en yakınlarla bile velayet bağının olmayacağına dair bknz: Tevbe 9/23-24
MEHMET SÜRMELİ




Henüz Yorum yok