MUHAMMED ŞAMİL GENÇOSMANOĞLU

YABANCI ÖĞRENCİ DEĞİL, MİSAFİR KARDEŞLERİMİZ: SINIRLARI KALDIRAN SOFRALAR

YABANCI ÖĞRENCİ DEĞİL, MİSAFİR KARDEŞLERİMİZ: SINIRLARI KALDIRAN SOFRALAR

 “ Ramazan Sofralarında Kurulan Ümmet Kardeşliği”

Konya’da okuyan uluslararası öğrencilerle, İki Doğu İki Batı Uluslararası Öğrenci Derneği vasıtasıyla fırsat buldukça beraber iftar yapmaya çalışıyoruz. Bunun için kendimden başlamak üzere akraba, komşu, yakın tanıdıklar, cemiyet çevresinden çok değerli dostlara iftara gidiyoruz. 10-15 kişilik gruplarla. Bazen bir grup oluyor, bazen 2-3 grup oluyor. Bu arada dernekte her gün en az 100 kişi olmak üzere merkezde öğrencilere iftar veriliyor. Muazzam bir kardeşlik havasında geçiyor ramazan. (Diğer illerde de bu tür çalışmalar yapılıyor. O illerdeki uluslararası öğrencilerle ilgilenen derneklerin isimlerine ve adreslerine buradan ulaşabilirsiniz; https://udef.org.tr/derneklerimiz)Bu etkinlik bir öğrencinin dikkatini çekmiş. Bana sorular sordu. Bende noktasına virgülüne karışmadan aramızda geçen konuşmayı burada yayınlıyorum

-“Selamün aleyküm hayırlı günler hocam, nasılsınız hocam, umarım iyisinizdir, Ben  Muhamed Yusril Anam Konya'da Endonezyalı okuyan öğrenciyim, hocam sizden bir şey rica edebilir miyim hocam ? ben Endonezya'nın bir medyasında Türkiye’nin ramazan atmosferi hakkında bir yazı yazmak isterim, ve siz de birkaç kez yabancı öğrencileri iftara davet etmeniz için sizden birkaç soru sormak istedim rica etsem hocam, teşekkür ederim hocam”

-“ve aleyküm selam abim.

olur tabi”

Yüz yüze tanıştık mı abim

-Hayır hocam, ben gruba girdim ama henüz ifatara gelmedim hocam

-tüh ya, keşke tanışsaydık, mutlaka iftar sofrasında bir araya gelim ki bu soruların cevabı daha bir anlam bulsun

-inşallah hocam, sonraki iftar sofrası varsa katılacağım inşallah hocam

-eyvallah kardeşim

-İnşallah bir gün sizinle direkt tanışmayı fırsat versin hocam,

-“sadece 3 tane soru hocam, buyurunuz”

 

1.           Ramazan’da yabancı öğrencileri iftara davet etmenize sizi motive eden şey nedir?

2.           Farklı bir ülkeden gelen misafirleri iftarında ağırlamak size nasıl hissettiriyor?

3.           Yabancı öğrencileri davet etme deneyimi size ve özel bir izlenim ya da ders kazandırdı mı?

 

1-

Öncelikle ben yabancı öğrenci ifadesine karşıyım. Çünkü onlar bize yabancı değil. Onlar bizim misafirlerimiz. Misafir öğrenci diyorum ben.Ramazan’da yabancı (misafir)öğrencileri iftara davet etmemdeki en büyük motivasyonum, Ramazan’ın sadece bireysel bir ibadet değil, aynı zamanda bir ümmet bilinci inşa eden bir mektep olmasıdır. Yurt dışından ülkemize gelen genç kardeşlerimiz ailelerinden, kültürlerinden ve alıştıkları Ramazan atmosferinden uzakta bu mübarek ayı geçiriyorlar. Biz istiyoruz ki burada kendilerini yalnız hissetmesinler. Kurduğumuz sofra sadece yemek sofrası değil; bir gönül sofrası olsun.

Ramazan paylaşmaktır, kardeşliktir, ümmet olmaktır. Aynı sofrada oturmak, aynı ezanı dinlemek, aynı duaya ‘âmin’ demek; aramızdaki mesafeleri kaldırıyor. Biz de gücümüz yettiğince hem Türkiye’nin Ramazan iklimini yaşatmak hem de kardeşliğimizi pekiştirmek için kapımızı ve gönlümüzü açıyoruz. Çünkü inanıyoruz ki bir öğrenci burada güzel bir Ramazan hatırası biriktirirse, bu sadece bir akşamlık iftar değil; ömürlük bir bağ olur.

Bunlara ilave olarak Müslümanların bir araya gelmesi için gayret ediyorum. Değişik coğrafyalardan gelen Müslüman çocukları bir araya gelinde islam birliği mi kurulacak hemen. Hayır elbette. Ama bunun yolunun küçük dokunuşlardan geçtiğine inanıyorum. Kelebek etkisi diye bir şey var malum. İslam birliği çok önemli .Bu ümmetin kurtuluşu hatta tüm dünyanın kurtuluşu Müslümanların bir araya gelmesiyle olacak. Bu birliğin ilk önce tesisi edeceği yer devletler düzeyi değildir. Çünkü devlet işlerinde menfaatler ön plandadır.

Uzun yıllardır İslâm birliği hakkında konuşurken, başlangıç noktamızı yanlış yere koyduğumuzu fark ettim. İslam birliği kavramını biz direk tepeden başlatıyorduk. Mevcut yapıdaki devletler ile İslam birliği nasıl olacak diye hep düşündük. Bu düşünce bazen bizi olumsuzluğa da sevk ediyordu. Belli bir zaman sonra işe buradan başlamanın yanlış olduğunu, İslam birliğinin başka başka işlerden başlanması gerektiğini düşünmeye başladım. Şunu idrak ettim ki, başlangıç noktamız yanlış olunca, bütün çıkarımlarımız da kaçınılmaz olarak yanlış oluyor, gerçeğe bir türlü varamıyoruz.. İslâm birliği dediğimiz şey, devletlerarası bir üst mekanizma kurmak değildir; önce Müslüman öznenin iç dünyasının birliğidir. Varlığın kendi düzeninden koparılarak siyasî bir mühendislik nesnesine dönüştürüldüğünde ortaya çıkan şey birlik olmaz; olsa olsa “idari koordinasyon” olur. Bu ise İttihad-ı İslâm değildir.

Artık fark ettim ki, mesele sadece bir “siyasi birlik” ya da “kurumsal mimari” meselesi değildir. Mesele 57 İslam ülkesinin Bosna Hersek ve K.Kıbrıs'la beraber 59 İslam ülkesinin bir araya gelmesi değilmiş. Biz yanlış yerden bakıyormuşuz. Bu bakış açısı bizi yıllardır yoruyordu, eziliyorduk altında. Çünkü 59 farklı İslam ülkesinin bir ve beraber olma ihtimali bugün itibariyle çok zor. Bu yüzden bizim asıl sorunumuz siyasal değildir. Siyasal olan sadece görünür yüzdür.

Mesele, ümmetin zihin dünyasında bu işin gerçekleşmesi imiş…

Bu sofralar bu hayallere imkan veriyor. Müslümanlar önce altta, tabanda, halk düzeyinde birleşmeli. STK lar düzeyinde birleşmeli. Ekonomik birlikler, yardımlaşma dernekleri ile birleşmeli. Bu birliktelikler olursa işte o zaman bu 59 ilam ülkesi bir araya gelebilir.

Müslümanların bir ve beraber olma meselesi ölüm kalım meselesidir. Kim ki imandan sonra bugün için en büyük problemi bunu görmüyorsa, orada o imanda bir sıkıntı var demektir. Çünkü Allah emrediyor, birlik olun diyor. Ama bugün Müslüman benim partim, benim cemaatim, benim liderim diyor.

Bugün birliğin kendisi, fazilet değil; zarurettir. Sosyal ihtiyaç değil; imanî yükümlülüktür. Kim ki imandan sonra en büyük meselenin birlik olduğunu görmüyorsa; oradaki problem siyasî değil, itikadîdir.

 

2-

Farklı bir ülkeden gelen misafirleri iftar soframızda ağırlamak bana büyük bir sevinç ve derin bir şükür duygusu hissettiriyor. Çünkü o sofrada sadece yemek paylaşılmıyor; kültürler, hatıralar ve dualar da paylaşılıyor. Aynı ezanla orucumuzu açmak, farklı coğrafyalardan gelmiş olsak da aynı ümmetin bir parçası olduğumuzu bize yeniden hatırlatıyor.

Bir misafirin gözlerindeki mutluluğu görmek, ‘kendimi evimde gibi hissettim’ demesini duymak, insanın yorgunluğunu alıyor. O an anlıyorum ki Ramazan, sınırları kaldıran bir rahmet mevsimi. O sofrada Türkiye var, Endonezya var, Afrika var, Orta Asya var… ama en çok kardeşlik var. Bu da insana hem sorumluluk hem de huzur yüklüyor. Bizim inancımıza göre sofraya uzana ele dini, dili, milleti, ırkı sorulmaz. Farklı milletten olabilir, farklı renkte olabilir farklı mezhepte olabilir hatta farklı dinden de olabilir. Bizde sofrada bunların hiçbir önemi yok. Bütün farklılıklar sofrada kaybolur. Biz bu ilkeyi misafir öğrencilerde birebir tecrübe ediyoruz. Bu düşüncelerimiz pratiğe evriliyor. Bunu tatbik etmek, uygulamak çok güzel bir his.

 

3-

Evet, misafir öğrencileri davet etme tecrübesi bana çok özel izlenimler ve önemli dersler kazandırdı. Öncelikle şunu gördüm: İslam coğrafyaları farklı olabilir ama kalpler aynı kıbleye dönük. Aynı sofrada oturduğumuzda kültür farklarının değil, ortak inancın belirleyici olduğunu hissediyorsunuz. Bu da ümmet bilincini soyut bir kavram olmaktan çıkarıp somut bir hakikate dönüştürüyor.

Bir diğer ders ise şu oldu: Küçük bir davetin, bir öğrenci için ne kadar büyük bir anlam taşıyabileceğini fark ettim. Bazen bizim sıradan gördüğümüz bir iftar, ailesinden uzakta olan bir genç için unutulmaz bir hatıra oluyor. Bu da insana, yapılan iyiliğin büyüklüğünün değil, samimiyetinin önemli olduğunu öğretiyor.

Ayrıca şunu da öğrendim: Misafir ağırlarken aslında insan kendini de eğitiyor. Sabretmeyi, dinlemeyi, anlamayı ve farklı kültürlere karşı daha derin bir empati geliştirmeyi öğreniyor. Bu tecrübeler beni hem insan olarak hem de bir Müslüman olarak zenginleştirdi.

Misafir ettiğimiz öğrenciler mezun oluyor memleketlerine dönüyor, oradan bize bir bayram ya da kandil mesajı atıyor. Bu mutluluğun bir tarifi yok. İnanılmaz bir huzur hissi veriyor. Kilometrelerce uzaktan bir insanla aynı duyguyu aynı anda paylaşıyorsun, aynı heyacanı yaşıyorsun… Muazzam bir şey bu. Tarifi imkansız bir duygu…

(ÖĞRENCİ İLE ARAMIZDAKİ KONUŞMA METNİNİ DÜZELTMEDİM, ORJİNAL OLARAK AKTARDIM,DOĞALLIĞI BOZMASIN DİYE. KELİME DÜŞÜKLÜKLERİ HARF HATALARI VARSA AFFOLA)

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri