- 07 Mart 2026 - YABANCI ÖĞRENCİ DEĞİL, MİSAFİR KARDEŞLERİMİZ: SINIRLARI KALDIRAN SOFRALAR
- 28 Şubat 2026 - DOĞU TÜRKİSTAN’DA HİLAL GÖRÜNDÜ AMA RAMAZAN GELEMEDİ
- 17 Şubat 2026 - ULUSLARARASI ÖĞRENCİLER İLE GÖNÜL KÖPRÜSÜ KURMAK
- 05 Şubat 2026 - GULCA KATLİAMI ( 5 ŞUBAT 1997 )
- 01 Şubat 2026 - NASIL İMAN EDİLİR ?
- 23 Ocak 2026 - SOSYAL MEDYA ÇAĞINDA İBADETİN MAHREMİYET KAYBI
- 17 Ocak 2026 - SOSYAL MEDYADA ÖZGÜR KALMANIN YOLU: TAHKİK
- 09 Ocak 2026 - KİTAP TAHLİLLERİ
- 03 Ocak 2026 - SOSYAL MEDYA FÂSIKTIR
- 26 Aralık 2025 - MEVLANA CELALETTİN RÛMÎ Mİ, MEVLANA CELALETTİN SELÇUKÎ Mİ?
- 18 Aralık 2025 - ŞEB-İ ARÛS VE MEVLÂNÂ’YI ANLAYAMAMANIN ÖNÜNDEKİ ENGELLER
- 11 Aralık 2025 - ÖNCE SEN YAP..
- 06 Aralık 2025 - İTTİHAD-I İSLÂM: SİYASÎ BİR PROJE DEĞİL İMANÎ BİR YÜKÜMLÜLÜKTÜR
- 29 Kasım 2025 - ELEŞTİRİNİN AHLÂKI: KIRMADAN SÖYLEMEK, DÖVMEDEN UYARMAK
- 24 Kasım 2025 - EFSANELEŞTİRİLMİŞ DİN VE GERÇEK HAYATIN SESSİZLİĞİ
- 14 Kasım 2025 - ÜMMET BİLİNCİ VE KARDEŞLİK RUHU
- 07 Kasım 2025 - SUDAN: SESSİZLİĞİN ÇIĞLIĞI
- 30 Ekim 2025 - DOĞU TÜRKİSTAN BİZİM NEYİMİZ OLUR?
- 23 Ekim 2025 - HİÇ BİLENLERLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU? KİMDİR BU GERÇEK BİLENLER ?
- 17 Ekim 2025 - AÇLIĞIN GÖLGESİNDE KUTLAMA: 16 EKİM DÜNYA GIDA GÜNÜ’NÜN SESSİZ ÇELİŞKİSİ
- 15 Ekim 2025 - 2 . “ONE MİNUTE”
- 11 Ekim 2025 - NEDEN BAZI İNSANLAR DOĞRU YOLU BULAMAZ?
- 06 Ekim 2025 - KAPİTALİST RUHUN İSLÂMÎ CAMİYA SIZMASI
- 23 Eylül 2025 - "GÜNAYDIN" MI, "HAYIRLI SABAHLAR" MI? – BİR SELAMIN HİKMETİ ÜZERİNE
- 01 Ağustos 2025 - FETÖ MÜCADELESİNDE NEDEN BAŞARILI OLUNMUYOR? -2-
- 23 Temmuz 2025 - FETÖ MÜCADELESİNDE NEDEN BAŞARILI OLUNMUYOR? -1-
- 14 Temmuz 2025 - 15 TEMMUZ: BİR MİLLETİN CİHAN DEVLETİ YÜRÜYÜŞÜNE İHANET
- 06 Temmuz 2025 - KERBELA: BİR ÜMMETİN İÇ SIZISI
- 02 Temmuz 2025 - EN İYİ SAVUNMA SALDIRIDIR, EN KÖTÜ SAVUNMA SAVUNMADIR.
- 24 Haziran 2025 - TÜRKİYE İÇİN TARİHÎ BİR ZARURET OLARAK MEGA İDEAL (BÜYÜK ÜLKÜ) ARAYIŞI
- 19 Haziran 2025 - ARZ – I MEV’UD; MÜSLÜMAN COĞRAFYADA İŞGAL PLANLARI, TÜRKİYE'Yİ BEKLEYEN TEHLİKE
- 07 Haziran 2025 - KUDÜS’E AĞIT ŞİİRİ TAHLİLİ
- 30 Mayıs 2025 - KUDÜS'E AĞIT ŞİİRİNİN EVLAT EDİNME HİKAYESİ
- 23 Mayıs 2025 - MESCİD-İ AKSAY'A AĞIT !
- 07 Mayıs 2025 - HİNDİSTAN-PAKİSTAN SAVAŞI İNSANLIĞIN SONU OLABİLİR Mİ ?
- 29 Nisan 2025 - YÂSÎN SAHİBİ OLMAK… KAVMİNİN KURTULUŞU İÇİN BEDEL ÖDEMEK…
- 22 Nisan 2025 - KUR’ÂN’IN KISSALARLA YÜKLEDİĞİ SORUMLULUK
- 18 Nisan 2025 - YASİN SURESİ VE MARANGOZ HABİB’İN MESAJI
- 11 Nisan 2025 - HAYATIN MERKEZİNDE BİR PEYGAMBER
- 26 Şubat 2025 - MAKİNALARIN ÖĞRENME SERÜVENİ: YAPAY ZEKÂ
- 17 Şubat 2025 - YAPAY ZEKA, TEHDİTİ Mİ, FIRSATI MI?
- 10 Şubat 2025 - SIRADANLAŞMAK
- 01 Şubat 2025 - HAYALİNDE KUDÜS OLMAYANIN İMANINDAN ŞÜPHE EDİLİR
- 26 Ocak 2025 - KUDÜS, MESCİD-İ AKSA BİZİ İLGİLENDİRİR Mİ?
- 19 Ocak 2025 - KIRILMA NOKTASI GAZZE
MUHAMMED ŞAMİL GENÇOSMANOĞLU
BİR İFTAR DAVETİNİN SESSİZ GÜCÜ
BİR İFTAR DAVETİNİN SESSİZ GÜCÜ
“Dünyanın Dört Bir Yanından Aynı Sofraya”
Bir Ramazan ayı daha geride kaldı. Onu değerlendirenler huzur buldu, değerlendiremeyenler ise pişmanlıkla kaldı. Fırsatı kaçıranlar için önümüzde 11 ay var; bir dahaki Ramazan’a hazırlanmak için vakit henüz geç değil.
Ramazan, iki kelimeyle özetlenebilir: infak ve Kur’an ayı. Nasıl ki namaz, tahiyyatta selamla sona ermez; hayata taşınarak devam ederse, oruç da bayramla birlikte bitmez. Bıraktığı güzel hasletler ve kazandırdığı farkındalık, bir sonraki Ramazan’a kadar hayatla iç içe devam eder.
Peki, bu devam nasıl olur? Ramazan’ın dinginliği karaktere dönüşerek; Kur’an ile irtibat her gün sürdürülerek; gece ibadeti rutinler arasına girerek; fakir fukaraya ünsiyet kalbe yerleşerek… işte böyle devam eder.
Bu Ramazan’da Türkiye’ye eğitim için gelen üniversite öğrencilerini sofralarına davet edenler oldu. Onların duygu ve düşüncelerini, kelimelerine ve harf hatalarına dokunmadan paylaşmak istiyorum.
Bazen büyük fikirler, büyük toplantılarda değil; küçük sofralarda doğar. Bazen uzun konuşmaların anlatamadığını, paylaşılan bir ekmek ve edilen bir dua anlatır. İşte Ramazan ayının ruhu tam da burada saklıdır. Bir evin kapısı açılır, bir sofra kurulur ve dünyanın farklı coğrafyalarından gelen insanlar aynı ezanı dinleyerek aynı duaya “âmin” derler. O anda coğrafyalar küçülür, mesafeler anlamını yitirir ve kalpler aynı noktada buluşur.
“Misafirlerimiz geldiler, soframızı, fakirhanemizi şereflendirdiler. Kendilerinden ve vesile olanlardan Allah cc razı olsun.”
Yurtdışından misafir öğrencileri evine davet eden, sofrasını açan, misafir eden abimizin mesajı.
Bu sözlere bakarmısınız, büyük bir tevazu var. “Fakirhanemizi şereflendirdiler” ifadesi Anadolu’nun kadim misafir kültürünün özüdür. Ev sahibi kendisini değil, misafirini merkeze alır bizde. Anadolu’da Sofrasını büyüten yemekler değil; gönlünün genişliğidir. Gönül ne kahve ister ne kahvehane. Gönül bir dost ister, kahve bahanedir denir ya, öyle bir şey buradaki de. Burada ne o gencin ekmeğe, yemeğe ihtiyacı var ne de ev sahibinin başkalarına ispat derdi var. Mesele bir gönül birliğini sağlamak.
Yukarı aileye, iftara yemeğe giden öğrencinin bana ilettiği mesaj:
“Mahmut hocam selam aleykum.
Bugün 10 kişilik bir grupla iftarımızı Arıkan ailesinde açmamıza vesile olduğunuz için teşekkür ederim.
Aile sıcaklığını hissettik. Güzel karşıladılar. Sofralarında en güzel nimetlerinden ikram ettiler. Diş kirası verdiler. Türkiye'de ilk yılı olan arkadaşlar da vardı aramızda. Onlar için de eminim çok güzel oldu. Türk insanının misafirperveliğini gördükçe bu ülkeye olan vefa borcumuz kalbimizde hep yeşerecek, hep taze olacak.
Allah razı olsun.”
Aslında bu iki mesaj, yalnızca bir iftar davetinin hatırası değildir. Bu iki mesaj, Müslüman toplumların nasıl yeniden birbirine bağlanabileceğinin küçük ama son derece anlamlı bir örneğidir.
İslam medeniyetinde misafirlik, basit bir sosyal davranış değildir; bir ahlak biçimidir. Misafir, eve gelen bir kişi olmaktan öte, ev sahibinin dünyasını genişleten bir imkân olarak görülür. Bu yüzden Anadolu geleneğinde ev sahibi çoğu zaman misafirine teşekkür eder; çünkü misafir, o eve bereket getiren bir vesiledir.
Bir başka ailenin mesajı:
“18 Ramazan 1447 günü Dünyanın dört bir yanından, Allahın kulları, Hz Ademin evlatları evimize misafir oldu. Bu anlamda baktığımızda renkleri, dilleri farklı olsa da biz bu insanlarla amcaoğlu sayılırız. Daha önce tanışmadığımız insanlarla bizleri bir araya getiren inancımız, değerlerimiz, kardeşlik bağımız. Evlerinden binlerce km uzaklıktan ilim irfan öğrenmek için gelen insanlarla iftar yapmak çok güzel bir duygu. İftar sonrası misafirlerde samimi bir tebessüm, karşılıklı oluşan karşılıksız tarifi olmayan sevgi ve muhabbet. İslam'da misafir, Allah'ın bir hediyesi, bereket vesilesi ve günahların affına sebep olan bir nimet olarak kabul edilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v), "Allah'a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin" buyurarak misafir ağırlamayı imanın bir gereği ve ibadet gibi görmüştür. Müslümanlar bir birine sahip çıkmalı, imkan sahibi imkanı olmayanlara kol kanat germeli..
Zamanı geldiğinde o öğrenciler de, Müslümanların faydasına olacak çok fazla işler yapacaklardır. Vesile olandan Allah razı olsun..”
Bu ev sahibi ailenin bu cümleleri, ilk bakışta samimi bir iftar hatırasını anlatıyor gibi görünür. Ancak dikkatle bakıldığında burada sadece bir akşam yemeğinin değil, daha derin bir medeniyet tecrübesinin izleri görülür. Çünkü bu sözler, İslam dünyasının farklı coğrafyalarından gelen insanların bir sofrada buluşmasının ne kadar büyük anlamlar taşıyabileceğini gösteriyor.
Bugün Türkiye'de dünyanın dört bir yanından gelen yüzbinlerce binlerce öğrenci eğitim görüyor. Afrika'dan Orta Asya'ya, Balkanlar'dan Güneydoğu Asya'ya kadar geniş bir coğrafyadan gelen bu gençler, yalnızca üniversite eğitimi almak için değil; aynı zamanda yeni bir kültürle tanışmak, yeni insanlar görmek ve farklı bir hayat tecrübesi yaşamak için de buradalar. Fakat bu süreç çoğu zaman büyük bir yalnızlığı da beraberinde getirir. Ailesinden, memleketinden ve alıştığı hayat düzeninden binlerce kilometre uzaklaşan bir genç için yabancı bir şehirde hayat kurmak kolay değildir. Biz bile kendi memleketimizde okumamıza rağmen farklı illerde eğitim görürken çekmiyor muyuz bu sıkıntıyı.
İşte tam bu noktada bir evin kapısının açılması, sanıldığından çok daha büyük bir anlam kazanır. O öğrenciye sahiplenildiğinin , yalnız olmadığının hissi verilir. Bu yemekten de içmekten de çok ötede bir şeydir.
Ev sahibi ailenin şu cümlesi oldukça dikkat çekicidir:
“Zamanı geldiğinde o öğrenciler de Müslümanların faydasına olacak çok fazla işler yapacaklardır.”
Buradan şunu da görüyoruz. İnsanımız buradaki öğrenim gören öğrencilerin yarın neye karşılık geleceğini biliyor, farkında …
Gerçekten de bugün Türkiye'de eğitim gören bu gençlerin büyük bir kısmı yarın kendi ülkelerinde önemli görevler üstleneceklerdir. Kimisi akademisyen olacak, kimisi öğretmen, kimisi siyasetçi, kimisi iş insanı…
Fakat onların hafızasında Türkiye'ye dair bazı hatıralar kalacaktır.
Bu hatıralar bazen bir şehir manzarasıdır, bazen bir üniversite kampüsü… Fakat çoğu zaman en kalıcı olan şey insan ilişkileridir.
Bir öğrenci, Türkiye'de bir aile sofrasında yaşadığı samimi bir iftar hatırasını kolay kolay unutmaz. Yıllar sonra kendi ülkesinde Türkiye'den söz ederken belki de ilk hatırladığı şey o sofradır.
İşte bu nedenle misafir öğrencilerle kurulan bu ilişkiler yalnızca bireysel bir iyilik değil; aynı zamanda toplumlar arasında kurulmuş bir gönül köprüsüdür.
Devletlerarası ilişkiler genellikle stratejik çıkarlar üzerinden yürür. Diplomasi, çoğu zaman güç dengelerinin belirlediği bir alandır. Ancak toplumlar arasındaki gerçek bağlar farklı bir zeminde kurulur.
O zemin, insani ilişkiler zeminidir.
Belki bu sofralar küçük görünür. Fakat bazen büyük medeniyet tasavvurları tam da bu küçük sofralarda yeniden hatırlanır.
Çünkü bazen bir ümmetin yeniden birbirini tanıması, sadece büyük siyasal projelerle değil; açılan bir kapı, paylaşılan bir ekmek ve edilen samimi bir dua ile başlar.
Bir öğrencinin başka bir ülkede yaşadığı samimi bir misafirlik hatırası, çoğu zaman diplomatik anlaşmalardan daha kalıcı bir etki bırakabilir. Çünkü insan zihni kadar kalbiyle de hatırlar. Belki de modern dünyanın en büyük eksiği, büyük salonlarda konuşulan devasa projeler değil; o küçük yer sofralarındaki samimiyettir. O sofradan kalkan bir öğrenci, memleketine sadece bir diploma ile değil, cebinde "Türkiye" adlı bir kardeşlik tapusuyla döner. Ve yarın o genç, kendi ülkesinde bir karar verici olduğunda; imzasını atan kalemini sadece kağıda değil, o akşam paylaştığı ekmeğin ve edilen duanın vefasına batıracaktır.
Unutmamalıyız ki; ümmet dediğimiz büyük çınar, gövdesini siyasi söylemlerden değil, bu tür sessiz ama derin köklerden alır. Bir tas çorbanın buharında tüten şey aslında bir medeniyetin yeniden diriliş muştusudur. Kapısını ve gönlünü açanlara selam olsun; zira onlar, yarının dünyasını haritalarla değil, hatıralarla inşa ediyorlar.
Ramazan bitti lakin sofraların bereketi, gönüllerde açtığı çiçeklerle devam ediyor. Bu sofralar, aslında bir sonraki ramazana kadar uzanacak bir iyilik halkası kuruyor. Rabbim, kapı açanlardan, gönül verenlerden, misafir ağırlayanlardan eyleye. Ve o gençleri bizlere emanet edenlerin emânetini hüsnüyle muhafaza edip, onları da nice hayırlara vesile kıla.




Henüz Yorum yok