MUHAMMED ŞAMİL GENÇOSMANOĞLU

DOĞU TÜRKİSTAN’DA HİLAL GÖRÜNDÜ AMA RAMAZAN GELEMEDİ

DOĞU TÜRKİSTAN’DA HİLAL GÖRÜNDÜ AMA RAMAZAN GELEMEDİ
“İslam Aleminin Dağınıklığı ve Doğu Türkistan’ın Yalnızlığı”

Doğu Türkistan’da ramazan hilali görülmedi. Gökyüzünde beliren bir hilal vardı mutlaka, ama yeryüzüne Doğu Türkistan’a bu ramazan olarak tezahür etmedi.
1447 (2026) ramazanı yine her zaman olduğu gibi Müslümanlar ikiye bölündü. Bazı İslam ülkeleri ramazana bir gün önce başladılar. Bazıları da onlardan bir gün sonra. Bu durum aslında İslam âleminin mevcut durumunun özeti niteliğinde.
İslam âlemi nedir, nasıldır, ne yaparlar, ne yapmazlar, kimdir bunlar sorusunun tek bir cevabı var. Mübarek oruca bile beraber başlayamayan darmadağın bir topluluk diyebiliriz. Bu topluluk dini bir isimlendirme olmasına rağmen -İslam dünyası- bir dini vecibeye aynı anda başlayamıyor. İslam ülkelerinin kısaca özeti işte budur. Bu manzara, aslında üzerinde çok konuşulan ama pek az düşünülen bir hakikatin özetidir: Mübarek bir ibadete bile birlikte başlayamayan dağınık bir topluluk… “İslam âlemi” dediğimiz şey, bugün daha çok bir isimden ibarettir; müşterek bir irade, ortak bir zaman ve tek bir istikamet olmaktan uzaktır. Konumuz bu değil. Bu konu İslam birliği kurulmadan, hilafet tesisi edilmeden bu işin çözülmesi imkânsız.
Bugün bu tartışmaların içine bile dahil olamayan bir yurttan bahsedeceğiz. Doğu Türkistan…Doğu Türkistan’da bu yıl da Ramazan hilali görüldü. Fakat Ramazan gelmedi.
Doğu Türkistan’da hilal göründü ama oruç tutamıyorlar.
İslam dünyası için huzur, arınma ve manevi bir coşku anlamına gelen Ramazan ayı, Doğu Türkistan’da ne yazık ki bir zulüm ve baskı dönemine dönüşmüş durumda.
Doğu Türkistan’da (Çin’in resmi adıyla Xinjiang-sincan- Uygur Özerk Bölgesi) Ramazan ayı, dünya genelinde Müslümanlar için manevi huzur, ibadet ve birlik ayı olmasına rağmen, Uygur Müslümanları için sistematik baskı, gözetim ve inanç özgürlüğünün ağır ihlalleriyle dolu bir döneme dönüşüyor. Yaklaşık 40 milyon Müslüman Türk’ün yaşadığı bu bölge, 1949’dan beri Çin Komünist rejiminin işgali altında olup, özellikle 2017’den itibaren yoğunlaşan politikalarla Müslümanların ibadetleri “aşırıcılık” veya “terörizm” gerekçesiyle bastırılmaktadır. Bu baskılar, Ramazan’da zirveye ulaşıyor ve oruç, namaz gibi temel ibadetler doğrudan hedef alınıyor. Çin yönetiminin "Xinjiang" (Yeni Toprak) olarak adlandırdığı bölgede, inanç özgürlüğü modern dünyanın gözleri önünde adım adım yok ediliyor.Sincan- "Xinjiang"- (Yeni Toprak) bu ifade bile herşeyi gözönüne seriyor.Yani Çin’e ait olmayan yeni bir toprak.Yani Müslüman Uygur Türklerinin yaşadığı bir İslam beldesi.
Doğu Tükistan’ı igal eden Çin yönetimi, Ramazan boyunca oruç tutmayı resmi olarak yasaklamakta veya ağır kısıtlamalara tabi tutmaktadır. Parti üyeleri, kamu görevlileri, öğrenciler ve öğretmenler gibi gruplar için oruç kesin olarak yasaklanmıştır. Bu yasak resmîdir; resmî yerlerde geçerlidir sözde, ancak fiiliyatta bu yasak, toplumun tamamına yayılmıştır. Son yıllarda raporlara göre, Uygurların oruç tutup tutmadığını denetlemek amacıyla günlük video kanıtları istenmekte; öğle yemeği yerken video çekip yetkililere göndermeleri zorunlu kılınmaktadır. Bu yapmayanlar “İslami aşırıcılık” suçlamasıyla tutuklanabilmektedir.
Düşünebiliyormusunuz:bir insanın en temel hakkı olan ibadet etme hakkı elinden alınıyor,oruç tutmasına müsaade edilmiyor.
Oruç tutmak Doğu Türkistanda "Suç" Olarak kabul edilyor.İşgalci Çin devleti  gizli oruç ve gece denetimleri yapıyor.
Doğu Türkistan’da Ramazan ayı, sahur vaktinden iftara kadar süren bir takip ve baskı süreciyle geçiyor. Bölgeden gelen raporlar, baskının boyutlarını dehşet verici bir açıklıkla ortaya koyuyor:
Gece Devriyeleri: Sahur vaktinde ışığı yanan evler, "yasadışı dini faaliyet" şüphesiyle işaretleniyor. Mahalle komiteleri ve polisler, gece yarısı baskınlarıyla aileleri sorguya çekiyor.
Zorla Su İçirme Seansları: Oruç tutulup tutulmadığını kontrol etmek amacıyla, kamu binalarında, okullarda ve iş yerlerinde bireyler su veya ilaç içmeye zorlanıyor. Reddetmek, doğrudan "aşırılıkçı" damgası yiyerek toplama kamplarına gönderilme sebebi sayılıyor.
İkram Adı Altında Baskı: Okullarda öğrencilere bedava öğle yemeği zorunluluğu getirilmiş durumda.
Müslüman esnafın işlettiği restoranların gün boyu açık kalması ve alkol satışı yapması şart koşuluyor. Çin rejimi, Ramazan ayında Müslümanların kutsal saydığı değerlere bilinçli şekilde karşı uygulamalar hayata geçirmektedir. Her ramazanda gündüz vakti içki festivalleri düzenlenmekte, restoranların ve kafelerin açık kalması zorunlu tutulmaktadır. Uygur işletmeleri dâhil tüm lokantaların alkol satması istenmekte, alkol satmayı reddedenler “aşırıcılık” suçlamasıyla cezalandırılmaktadır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Rejim, yalnızca ibadeti yasaklamamakta; günahı zorunlu kılmaktadır. Ramazan ayında içki festivallerinin düzenlenmesi, restoranların açık tutulması, alkol satışının mecbur tutulması bu yüzden tesadüf değildir. Bu, bilinçli bir ahlak mühendisliğidir. İslam düşüncesinde günah, insanın zaafıdır; burada ise günah, devletin emridir.Burada açıkça bir inanç soykırımı işlenmektedir.
Alkol almayan ya da bu etkinliklere katılmayan bireyler, Çin yönetiminin belirlediği sözde “48 aşırıcılık kriteri”nden birini ihlal etmiş sayılmakta ve toplama kamplarına gönderilme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.
"Kardeş Aile" Projesi: Mahremiyetin Sonu
Baskının en trajik boyutlarından biri de "Kardeş Aile" adı altındaki uygulama. Müslüman Uygur ailelerin evlerine yerleştirilen Çinli memurlar, hane halkının mutfağından yatak odasına kadar her anını denetliyor. Bu memurlar, evde namaz kılınıp kılınmadığını, Kur'an okunup okunmadığını veya gizlice oruç tutulup tutulmadığını raporlayan birer "iç ajan" vazifesi görüyor. Doğu Türkistan’da ev, artık bir sığınak değil; devletin uzantısıdır.
Ramazan ayında oruç ibadetini engellemek amacıyla çalışma saatleri artırılmakta, zorla çalıştırma programları yaygınlaştırılmaktadır. Fabrikalarda, tarlalarda ve çeşitli iş kollarında Uygurlar ağır koşullarda çalışmaya zorlanmakta, böylece oruç tutmaları fiilen imkânsız hâle getirilmektedir. Bu uygulamalar, modern kölelik olarak tanımlanan zorla çalıştırma sisteminin bir parçasıdır.
Ramazan ayında zorla çalıştırma programlarının artırılması, bu politikanın tamamlayıcı unsurudur. İnsanlar ağır iş koşullarında çalıştırılarak oruç tutamayacak hâle getirilir. Yasak, böylece görünmez olur. Rejim “yasakladım” demez; “zaten tutamazsın” dedirtir.
Bu, modern çağın en inceltilmiş baskı biçimidir.
Camiler Ramazan’da “tatil” edilmekte veya sıkı gözetim altına alınmakta; cemaatle teravih namazı kılmak neredeyse imkânsızdır. Yurt dışındaki akrabalarla iletişim (özellikle Ramazan kutlama mesajları veya “Esselamu aleyküm” gibi ifadeler) yasaklanmış olup, bunlar “aşırıcılık” olarak görülmektedir
Uluslararası raporlar (Radio Free Asia, Amnesty International, Uyghur insan hakları örgütleri) bu ihlalleri doğrulamakta; gece denetimleri, zorla içki tüketimi, video kanıt zorunluluğu ve zorla çalıştırma gibi uygulamalar devam etmektedir
Bu zulümler, sadece dini baskı değil, Uygur kimliğinin sistematik yok edilmesi ve soykırımın parçasıdır. Ümmetin bir parçası olan Doğu Türkistan Müslümanları, sessiz yakarışlarla direnmektedir.
Bugün Doğu Türkistan, yeryüzünde Ramazan’ın Müslümanca yaşanamadığı ender yerlerden biridir; belki de tekidir. Hilal hâlâ gökyüzünde duruyor.
Ama yeryüzünde Ramazan’a yer kalmadıysa, bu yalnız Doğu Türkistan’ın değil, bu sessizliğe alışan herkesin meselesidir.
Ve belki de asıl soru şudur:
Bir yerde Ramazan bu kadar yalnız bırakılıyorsa, başka yerlerdeki kalabalık iftar sofralarının anlamı nedir?
Belki de gökyüzündeki o hilal, Doğu Türkistan semalarına her gece bir mahcubiyet gibi doğmaktadır. Zira orada Ramazan, sadece aç kalarak tutulan bir oruç değil; bir halkın kimliğini, ruhunu ve Allah’a olan bağını söküp atmak isteyen devasa bir karanlığa karşı verilen sessiz bir varoluş savaşıdır. Bizler, masalarımızdaki çeşit çeşit yemeğin şükrünü eda ettiğimizi sanırken; asıl iftarını özgürlüğe, asıl sahurunu adalete saklayan bir milletin yalnızlığı, Arş’ı titretmektedir. Unutulmamalıdır ki; bir coğrafyada ezanlar susmuş, Kur’an  yasaklanmış ve oruç bir 'suç' haline getirilmişse, dünyanın geri kalanındaki tüm kandiller aslında sönmüş demektir. Çünkü bir vücudun bir uzvu kan ağlarken, diğer uzuvların sıhhati koca bir yanılsamadan ibarettir. Gökyüzündeki hilal bugün bir müjde değil, bir şahittir; sessiz kalanların vebali, o mazlumların tutamadığı oruçlar kadar ağırdır.
Hilal hâlâ gökyüzünde duruyor; aynı hilal ki Mekke’de, Medine’de, İstanbul’da, Konya’da, Endonezya’da milyonlarca kalbi aynı anda titretiyor. Ama Doğu Türkistan’da o hilal, sadece bir gölgeye dönüşmüş; yeryüzünde Ramazan’ın ışığı söndürülmüş, sofralar boş, dualar fısıltıya mahkûm edilmiş. Bir avuç Müslüman’ın sessiz çığlığı, ümmetin kalabalık iftar masalarında yankılanmıyorsa; o masalardaki ekmekler, hurmalar, dualar eksik kalıyordur. Çünkü Ramazan, bir coğrafyada zulme teslim edilmişse, bütün âlemde yarım kalmış demektir. Bugün Doğu Türkistan’da oruç tutulmuyorsa, yarın başka bir yerde de tutulmayabilir. Sessizliğin bedeli ağırdır: Ya hep birlikte Ramazan’ı savunacağız ya da hep birlikte Ramazan’sız kalacağız.

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri