MÜFİT FURKAN

Mü’mince Amellere Şartlı Yaklaşım

Mü’mince Amellere Şartlı Yaklaşım

Mü’mine yakışan, yaptığı her işi yalnızca Allah (cc) için yapmaktır. Şartlı iyilik, şartlı cesurluk, şartlı şecaat kısacası şartlı ameller Mü’min’e yakışmaz. Tek gayemiz, O’nun (cc) rızasını kazanmak olmalıdır. Ne Cennet tasası ve ne Cehennem kaygısı; yalnız ve yalnız Rıza-yı İlahi’yi maksat yapmalıyız.

-Konuya girmeden evvel bir hususu açıklamakta fayda var. Burada bahsedeceğimiz “şartlı eylemler”, “adak” kavramı ile karıştırılmamalıdır. Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı’nın “adak” ile ilgili bir soruya cevabında şöyle denilmektedir : “…Âlimler, hiçbir dünyevî menfaat ummadan sırf Allah’ın rızasını kazanmak, O’na şükretmek için adak adanmasında bir sakınca bulunmadığı görüşündedirler. Kişinin Allah’ın takdirinin değişmesine vesile olması dileğiyle, dünyevi amaçlarla belli şartlara bağlı olarak adakta bulunması ise doğru karşılanmamıştır. Nitekim Hz. Peygamberin (s.a.s.) “Adak, (Allah’ın takdir buyurmuş olduğu) hiçbir olayı geri çevirmez. Sadece cimrinin malını eksiltmiş olur.”; “Adak bir şeyi ne ileri alır ne de geri bırakır…” (Buhârî, Eymân, 26; Müslim, Nezir, 2) anlamındaki hadislerinden, şarta bağlı adakta bulunmayı hoş karşılamadığı anlaşılmaktadır.”Adak ile ilgili hususu ve fıkhi yönünü işin ehline havale ederiz.- 

Yazımızın esasını teşkil eden; Mü’mince amellere şartlı yaklaşım –iyiliğe ve sevabına mani olması cihetiyle- belki de şeytandandır. Bakış açımızı, yaklaşımımızı şarttan eyleme değil de, eylemden Rıza-yı İlahi’ye çevirmeliyiz. “Şöyle şartlar olursa şu güzel ameli yaparım” yerine “Şu güzel ameli yaparsam inşallah Rıza-yı İlahi’yi kazanırım ve O (cc) dilerse şöyle şöyle şartları da bana sağlar” şuuru ile hareket etmeliyiz.

“Çok param olursa fakirleri doyuracağım.” diyen birinin hiçbir zaman çok parası olmayabilir. Eylemi gerçekleştirmek için şartın yerine gelmesini beklemek iyiliğe mani olacaktır. Ömrü boyunca, fakir doyurmanın sevabından, hazzından, manevi makamlarından mahrum kalacak belki de. Çok para önemli mi peki? Hem çokluk göreceli değil midir? Kimine milyonlar lira azken kimine birden fazlası çoktur kuru ekmeğin. Kim bilir belki de imkânın ölçülerinde fakirleri doyurman mukabilinde daha çok paran olacak ya da parana bereket verilecek. Ne buyuruluyordu hadîs-i kudsîde?

“Ey Âdemoğlu! İnfâk et ki, sana da infâk edilsin!” [1] 

“Hastalığım bir iyi olsun, yetim sevindireceğim.” diyen kardeşim; kim bilir belki de hasta halinle sevindireceğin yetimler hürmetine Rabbim’den hastalığına şifa bahşedilecek. Hem hastalıkların vazifedar birer memur olduğu bilinciyle sabır ve şükür ile mukabelenin manevi kazanımlarını bir düşün. Hastalık dediğimiz şey, sabır ve şükür ile kazandırdığı manevi makamlarla şifanın kendisidir belki de? Ne diyordu Niyazi Mısri?

“Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş”

“İşlerimin yoğunluğu bir azalsın, çocuklar da kendi ayakları üzerinde dursunlar o zaman daha çok Kur’an okuyup, ibadet yapacağım” dediğimiz zamanlar oluyor değil mi? Peki, yine şarttan kurtulup amelden baksak. Daha çok Kur’an okuyup, ibadetlerimize biraz daha zaman ayırsak Rabbimiz işlerimizi kolaylaştıracaktır, çocuklarımıza hayırlı kapılar açacak, onlara kolaylıklar verecek belki de. Ne buyuruluyor ayet-i kerime’de?

 “Ey iman edenler! Mallarınız da çocuklarınız da sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Bunu yapanlar mutlaka hüsrana uğramışlardır.”[2]

“Arkamda duranlar olsa, nasıl da meydan okuyacağım zalimlere” diye kitleleri beklemek yerine zalimin yüzüne zulmünü haykırmak, zulme karşı isyancı olabilmektir Mü’min’e yaraşan. Kim bilir; yalnızca Allah’a (cc) güvenip tek başına zulme dur deyişin seni kitlelerin önüne getirecek belki de. Hem kitleler çok mu önemli? Ne diyordu Bediüzzaman Hz.?

“Eğer O (cc) razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O (cc) kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O (cc) razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder.” [3]

Misalleri artırabiliriz. Ömrümüz hızla akıp giderken; hep birilerini, bir şeyleri, şartları mı bekleyeceğiz? Her bir bekleyiş kayıp zaman değil midir? Bize düşen; Rabbimize kayıtsız ve şartsız teslimiyet olan tevekküldür.Bize düşen; Mü’mine yakışır güzel amelleri elimizden geldiğince sırf Allah (cc) rızası için yapıp neticesini O’na (cc) havale etmektir. Ne diyordu Üstad Necip Fazıl?

"Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!

………………………………………

Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın! [4]

Maksadımız Rıza-yı İlahi, amelimiz Livechillah, sonumuz Allah’ın (cc) rızasını kazananlardan olsun inşallah. Âmin.

 

[1] (Buhârî, Tevhîd, 35)

[2] Münâfikûn Suresi - 9. ayet-i kerime meali. Diyanet tefsirinde; “…. 9. âyetten açıkça anlaşıldığı üzere burada kişiye yüklenen ödev, onun ailesiyle ilgilenmemesi, kazanç sağlayıcı işlerle meşgul olmaması değil, hayatın tabii akışı içinde ve insanın doğasının bir gereği olarak zaten gösterilmekte olan bu ilgi ve meşguliyetin, hayatın gerçek anlamını unutturacak ve Allah’a kul olma bilincini yitirmeye sebep olacak bir sapmaya yol açmamasıdır “denilmektedir.

[3] Risale-i Nur Külliyatı/ Lem’alar / Yirmi Birinci Lem'a

[4] Utansın Şiirinden/ Necip Fazıl Kısakürek

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri